22 Ağustos 1990 Çarşamba

37.01 OKULLAR AÇILDI

(15 EYLÜL 2004)

Evet, okullar açıldı.

Uzun bir tatilden sonra öğrenciler yeni bir ders yılına başladılar.

Hepsine başarılar diliyorum. Ve ilk gün acaba öğretmenler onlara neler sordular, daha da önemlisi onlar ne yanıtlar verdiler merak ediyorum.

Örneğin, benim zamanımda tatilimizi nasıl geçirdiğimizi, bir yerlere gidip gitmediğimizi, yeni bir şeyler öğrenip öğrenmediğimizi sorardı öğretmenlerimiz.

O yıllarda bir yerlere gitmek yaygın değildi. Zaten savaş yıllarıydı. Ayrıca İstanbul’da oturanlar İstanbul’dan başka bir yere gitme alışkanlığı içinde değillerdi.

Öğretmenlerimiz ikinci olarak neler okuduğumuzu sorarlardı. Yanıtlar farklı olurdu. Her evde kitap okuma alışkanlığı olmasa bile, bazı evlerde günlük gazetelerdeki “arkası yarın” romanları okunurdu. Büyüklerden biri okur, diğerleri dinlerdi. Heyecan dorukta olurdu. Okuma bitince yorumlar yapılır, ertesi sabah merakla beklenirdi.

Tüm ev halkının katıldığı bu okumalar ileride benim okuma sevdalısı olmamın temelini oluşturmuş olabilir diye düşünüyorum. Çünkü ben, kütüphanesi olan bir evde dünyaya gelmedim.

Haber dinleme alışkanlığımı da aileme borçlu olduğmu söyleyebilirim. Çünkü evimizdeki küçücük radyomuzda her gün ajans dinlenir ve yorum yapılırdı.

Önce ailem, sonra öğretmenlerim, daha sonra çalışma hayatımda arkadaşlarım ve ileri yaşlarımda dostların bana okuma rehberliği, kılavuzluğu, yaptılar.

Eğer Edebiyat Öğretmenim Mualla Anıl o gün elinde Otuz Beş Yaş kitabı ile sınıfa gelmeseydi acaba ben Cahit Sıtkı’yı ne zaman tanıyacaktım? Eğer ilk memuriyetinde Sunullah Arısoy’u tanımasaydım acaba Panait Istrati’yi ne kadar sonra okuyacaktım? Eğer Murathan Mungan komşum olmasaydı acaba Jean Rhys’den ne zaman haberim olacaktı?

***
Evet, okullar açıldı.

Eminim öğretmenler öğrencilerine yaz tatilini nasıl geçirdiklerini sormuşlardır. Acaba hemen arkasından hangi kitapları okuduklarını da sormuşlar mıdır? Çünkü benim mahallemin çocukları ve onların başka mahallelerde oturan arkadaşları bütün bir yaz boyunca, sabahtan akşama kadar, hatta geceye kadar, sadece ve sadece top oynadılar, evimin önündeki meydanda. Bir kez bile ellerinde bir kitap, bir dergi, bir gazete sayfası görmedim.

Bu onların sorunları diyebilirsiniz. Acaba gerçekten onların sorunları mı? Örneğin ben, onlar büyük bir hırsla topa vururken, içimden, bir gün bunlardan biri başbakan olacak ve bu cehaletle Türkiye’yi yönetecek diye üzülüyorum.

Ve bunun bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğunu düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder