31 Ağustos 1990 Cuma

38.265 BOZOK'TA AÇAN İNCİ ÇİÇEKLERİ

HER KİTAP BİR ANIDIR.
ANI KİTABI İSE, BENİM İÇİN KİTAPLARIN EN
HASIDIR.

‘BOZOK’TA AÇAN İNCİ ÇİÇEKLERİ’ (*) KİTABINI BANA
SEVGİLİ ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU ARMAĞAN ETTİ.

VERİRKEN DE, “TAPARCASINA BENİ SEVEN BABAANNEM
ESMA HANIM’A SİZİ ÇOK BENZETİYORUM” DEDİ.

KENDİSİNE TEŞEKKÜR ETTİM.



ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU, BABAANNESİ ESMA HANIM’IN TBMM 2.DÖNEM BOZOK (YOZGAT) MİLLETVEKİLİ VE ESKİ ANKARA VALİSİ OLAN, "KURTULUŞ, KURULUŞ VE SONRASI" ADLI KİTAPTA ANILARINI YAZAN (Dünya Yayınları, 1964) AVNİ DOĞAN’IN ABLASI OLDUĞUNU SÖYLÜYOR VE YOZGAT GAZETESİ’NDE BABAANNESİ İLE İLGİLİ YAZDIĞI BİR YAZIYI BANA GÖNDERİYOR.

YAZIYI AYNEN BURAYA ALIYORUM.
“1954 yazında babaannemi çarşıya çıkmaya zorladım. Henüz ilkokul ikinci sınıftayım. Şimdi değerli dostlarım Kaplan ve Altan Karslıoğlu’nun işyeri olan Ülkü Kırtasiyenin yanındaki dükkân elektrik malzemeleri satıyordu. Orada kartelâya dizili sarı renkli elektrik kontrol kalemleri görmüştüm. Fiyatını sormuş 25 kuruş olduğunu öğrenmiştim. Aklım o dükkânın vitrininde kalmıştı. Babaanneme aldırabilirsem benim ilk aletim olacaktı (şimdi Ataköy’deki evimizin bir odası atölyemdir). Dükkânın önüne gelince gösterdim bunu bana alır mısın dedim. “Tabi alırım kurban olduğum” dedi Dükkâna girdik, Muhlis Bey’in eşi diye dükkân sahibi saygı gösterdi. Babaannem “Torunumun istediği ne ise ver” dedi. Adamcağız kartelâdan bir tane çıkardı prize soktu içindeki ampul yanınca bana uzattı. Oradan ayrıldık, bir kilo toz şeker, iki kilo da armut alıp eve doğru yürümeye başladık. Hakkı Efendi çeşmesinin olduğu yere geldiğimizde duvarın dibinde ayakta duran ve dilenmek için avucunu açmış sakallı yaşlı bir adama rastladık. Babaannem taşıdığım toz şeker kesekâğıdını elimden alıp adamın eline bıraktı. Çeneyi (köşe) döndüğümüzde Arabacı Necip’in bahçe duvarına oturmuş üç küçük çocuk, ‘ham meyve’yi kopardılar dalından’ diye şarkı söylüyordu “Vah pek de yanık söylüyorlar şu armutları onlara ver” dedi. Elimiz boş eve geldik (şimdi Bağkur konutlarının olduğu yer) ama umurumda değil. Heyecan içindeyim, kontrol kalemini test etmek istiyorum ama elektriğe çarpılmaktan da korkuyorum, çarpılırsa babaannem çarpılsın düşüncesiyle “Babaanne şunu bir kontrol eder misin” dedim. Yine “Edeyim kurban olduğum, nasıl yapacağım” dedi. Dükkâncı prize sokarken dikkatle bakmıştım “Başparmağını şöyle tepesine tutup prize sokacaksın adam böyle yaptı galiba” dedim. Babaannem hiç tereddütsüz hızla aynen benim dediğim gibi yaptı ampul yandı. Kontrol kalemi başarı ile test edilmiş nasıl kullanılacağı kesinleştirilmişti. 
Babannemi çok severdim onu hiç unutmadım.” 
***
‘BOZOK'TA AÇAN İNCİ ÇİÇEKLERİ’ KİTABINI, ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU’NUN YEĞENİ KİMYAGER ZEHRA GÜLCEN ARTAM
YAZMIŞ.

VE NE YAZIK Kİ KİTAP SATIŞA ÇIKTIKTAN KISA BİR SÜRE SONRA
GÜLCEN ARTAM VEFAT ETMİŞ.

KENDİSİNİ TANIMAYI, ONUNLA KONUŞMAYI, SORULAR SORMAYI ÇOK İSTERDİM.




***
KİTAP, “O zamanlar Numune Hastanesi’nin karşısında
bulunan Balcılar Apartmanı’nın çatı katında oturuyorduk”
DİYE BAŞLIYOR.

NUMUNE HASTANESİ ANKARA’DA.
BENİM KIRK YIL OTURDUĞUM ANKARA’DA.

HASTANE DİK BİR YOKUŞUN ÜZERİNDEYDİ.
ADINI ŞİMDİ HATIRLAYAMADIĞIM O YOKUŞU,
SAMAN PAZARI’NA GİTMEK İÇİN NE KADAR ÇOK
TIRMANMIŞIMDIR.

DEMEK SAĞIMDA NUMUNE HASTANESİ, SOLUMDA
BALCILAR APARTMANI VARMIŞ BEN O YOKUŞU
TIRMANIRKEN.

***
O YOKUŞUN TEPESİNDEKİ EVKAF APARTMANI’NDA
DAYIMLAR OTURURDU. BAZEN ONLARDA KALIRDIM.
KARŞIDAKİ GAZİNODA SABİTE TUR DİYE BİR HANIM
ALATURKA ŞARKI SÖYLERDİ. PENCERELERİN AÇIK
OLDUĞU GECELERDE DUYARDIK SESİNİ. SONRA O
HANIM ÇOK MEŞHUR OLDU.

***
SAMAN PAZARI’NA HER ZAMAN O YOKUŞTAN
ÇIKMAZDIM. BAZEN DE ÇIKRIKÇILAR YOKUŞU’NDAN
ÇIKARDIM.

AT PAZARI, KOYUN PAZARI, ODUN PAZARI, DOKUMACILAR,
BONCUKÇULAR, AKTARLAR, BAKIRCILAR, KİLİMCİLER,
ANTİKACILAR...

HEPSİ BENİM DÜNYAMDI.

BAZEN DE KALE İÇİNE GİRER, KALE İÇİ EVLERİ SEYREDER,
KAPILARIN ÖNÜNDE OTURAN KADINLARLAR SELAMLAŞIR,
SOKAKTA OYNAYAN ÇOCUKLARIN HER GELENİ TURİST SANIP
“BYE BYE” DEMELERİNE SİNİRLENİR, AYAKÜSTÜ KAŞARLI
PİDE YER, ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ'NDE
SOLUKLANIRDIM.

***
NUMUNE HASTNESİNE ÇIKAN O YOKUŞUN ORTASINA
GELDİĞİMDE EĞER SAĞA SAPACAK OLURSAM ATATÜRK’ÜN
NAAŞININ BULUNDUĞU ETNOĞRAFYA MÜZESİ’NE VARIRDIM.

VE ETNOGRAFYA MÜZESİ'NİN ÖNÜNDE, ANKARA’YA
UÇARCASINA BAKAN HALKEVİ BİNASINI GÖRÜRDÜM.

VE O HALKEVİ BİNASINDA, İRAN ŞAHININ HUZURUNDA,
19 HAZİRAN 1934 GECESİ OYNANAN ÖZSOY OPERASI’NI
HATIRLARDIM.

ATATÜRK’ÜN İSTEĞİ İLE VE TEMASI KENDİSİ TARAFINDAN
VERİLEN, LİBRETTOSUNU MÜNİR HAYRİ EGELİ'NİN YAZDIĞI,
AHMET ADNAN SAYGUN’UN 27 YAŞINDAYKEN İKİ AY GİBİ
KISA BİR ZAMANDA BESTELEDİĞİ ÖZSOY OPERASI’NI
HAYAL EDERDİM.

TÜRK-İRAN DOSTLUĞUNU VURGULAYAN VE CUMHURİYET
TARİHİNİN SAHNELENEN İLK OPERASI OLAN ÖZSOY’DA
ROL ALAN, BARİTON NURULLAH TAŞKIRAN, SOPRANO
SEMİHA BERKSOY VE DİĞERLERİYLE GURUR DUYARDIM.

YILLAR SONRA ETNOĞRAFYA MÜZESİ RESİM VE HEYKEL
MÜZESİ OLACAK, HALKEVİ BİNASI DA SERGİ SARAYI
YAPILANA KADAR DEVLET OPERA VE BALESİ’NE EV
SAHİPLİĞİ YAPACAK VE BEN BOZKIRIN ANKARA’SINDAN
EDİNDİĞİM KÜLTÜR ZENGİNLİĞİ İLE YAŞAMIMI
SÜRDÜRECEKTİM.

***
GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ ZEHRA GÜLCEM ARTAM’IN
“O zamanlar Numune Hastanesi’nin karşısında bulunan Balcılar
Apartmanı’nın çatı katında oturuyorduk” SÖZÜ BANA NELER
HATIRLATTI.

***
ZEHRA GÜLCEM ARTAM, ANILARININ ÖNSÖZ’ÜNDE:

"İnsan yaşamında çocukluk anılarının bambaşka yeri vardır. O günlerde yaşlananların ruhlarda ve akılda çok daha kalıcı izler bırakması olasıdır. Bu anılar güzel de olabilir, acı da. Benim çocukluğumun en güzel, en mutlu anıları Yozgat’da geçti. Bu kent bir masal bahçesiydi benim için. Orada yaşayan  büyüklerin birbirlerine hitap tarzlarındaki nezaket, davranışlarındaki asalet ve edep beni çok etkilerdi. Onların evlerinde kutsal bir mabetin içerisinde adeta ibadet eder gibi olunur; bahçelerinde ise uçarcasına koşar, en doğal lezzetlerde çeşitli çeşitli meyve veren ağaçların
etrafında oyunlar oyananır, akşam ezanı ile gene sofra başında toplanırdık.

(...) Yıllarca aile büyüklerimizin başından geçenleri kaleme almak istemiştim. Günlük telaş, koşturma içerisinde elimde olmadan ertelenmişti. Oysa ben, “Alim unutmuş, alem unutmuş, kalem unutmamış” öz sözünü biliyordum" diyor.

VE BİR DE ÖNERİDE BULUNMUŞ. “Bir gün yolunuz Yozgat’a düşerse Çamlık’a çıkın, ciğerlerinize çamların mis gibi kokusunu çekin ve deyin ki, bu kentten kimle gelmiş kimler geçmiş.”

DOĞRU. KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ.
YALNIZ KENTLERDEN Mİ?



***
KISA HİKAYELER TARZINDA YAZILMIŞ OLAN ‘BOZOK’TA
AÇAN İNCİ ÇİÇEKLERİ’ KİTABI, YALNIZ AİLELERİN DEĞİL
YOZGAT’IN DA TARİHİ.

BİLMEDİĞİNİZ PEK ÇOK ŞEYİ ÖĞRENMEK İÇİN
OKUMAK LAZIM.

YER, YER ÇOK ÜZÜLEREK AMA BEĞENEREK.

***
BU YAZI İÇİN KİTAPTAN BEŞ FOTOĞRAF SEÇTİM.
SİZLERLE PAYLAŞMAK İÇİN.

HEPSİ ÖNEMLİ. AMA BİR TANESİ ÇOK ÖNEMLİ.

ASLINDA O FOTOĞRAFI TANIYORSUNUZ.
ÇOK YERDE TEKRAR TEKRAR GÖRDÜNÜZ.
İNANANLARINIZ DA OLDU,
İNANMAYANLARINIZ DA.

AMA ARTIK HEPİMİZ ONU KAYNAĞINDAN
BİLİYORUZ.

ZEHRA GÜLCEM ARTAM O FOTOĞRAFIN
ÖYKÜSÜNÜ ŞÖYLE ANLATIYOR.
DİNLİYORUZ.

“Bir 19 Mayıs sabahı, bayrak töreni esnasında, Yozgat ufkunda yüce önder Mustafa Kemal’in gökyüzünde bulutlardan silueti belirdi... Tam İstiklal Marşı okunacaktı ki 532 Gülten Erdik gerçekleşen bu mucizevi olayı fark ederek:

‘HOCAM! ATATÜRK!!’ diye bağırdı.




Yozgat Lisesi’nin resim öğretmeni, boynundan fotoğraf makinesini asla eksik etmeyen Kemal Bey, bu anı hemen dönüp kamerasında sabitleyerek sonsuzluğa kattı. Ata, yiğitlerin harman olduğu Bozok yaylasına asla küs olmadığını anlatır gibiydi...

O genç kız benim annemdi.”




....................................

(x) HATİPOĞLU Basım ve Yayım San.Ltd.şti.
M.Fevzi Çakmak Cad. 64/A
Beşevler-06500-Ankara.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder