23 Ağustos 1990 Perşembe

37.60 ÜSKÜDAR VE ÜSKÜDARLI OLMAK

(12 EYLÜL 2007)

7 Eylül tarihli Yarımada Gazetesi’nde Dr. Taşkın Atılgan’ın Sembol, Türban, Laiklik, Demokrasi, Aydınlanma yazısını dikkatle okudum. Özellikle aşağıya aldığım parağraf, bir Üsküdarlı olarak, beni çok ilgilendirdi.

“Yıl 2004, Üsküdar’ da belediye ile ilgili bir dairede bir ödeme yapmak için bulunuyorum. Tezgahın öbür tarafındaki çalışan kadınların hepsi türbanlı, erkeklerin ise hepsi sakallı ve sakallar dinlerine bağlı erkeklerin sakallarında olduğu stilde kesilmiş. Üsküdar semti, çoğunlukla, muhafazakar vatandaşların oturdukları bir semt. Buna rağmen, ödeme yapmak için kuyrukta bekleyen kadınlar arasında türbanlı bir kadın ve erkekler arasında da sakallı bir erkek göremiyorum. Bu durum, bu dairede çalışan kadınların hepsinin türbanlı olmasının ve erkeklerin de sakallı olmasınn bir rastlantı olmadığın gösteriyor ve “acaba, yakın gelecekte, türban, sakal gibi belirli sembolleri taşımayan şahıslara fırsat eşitliği verilmeyecek mi? sorusunu akla getiriyor.”
***
Ben, 1928 yılında Üsküdar, Ayazma Mahallesi, Hasbahçe Sokağı’ndaki ahşap bir evin sofasında dünyaya gelmişim.

Anneannem ve dedem Avrupa Yakası’ndan Anadolu Yakası’na 1900’de göç etmişler. Camisi bol diye de Üsküdar’ı seçmişler.

Önce bir arsa almışlar. Sonra da üzerine ev yapmışlar.

Gerçekten Üsküdar’da çok cami vardır. Örneğin bizim evimiz Rumi Mehmet Paşa Camisi ile Ayazma Camisi’nin tam ortasındadır. Gündüz ayrı güzel, gece ayrı güzel olan bu camiler özellikle Ramazan’da daha da güzelleşirler. Ve sahildeki Şemsipaşa Camisi günün her saatinde bir mücevher gibi ışıldar.

***
Üsküdar eskiden de muhafazakardı.

Anneannem dinimizin icaplarını, yapabildiği kadar, yerine getiren bir hanımdı.

Örneğin kur’an okur, namaz kılardı. Ama oruç tutamazdı.

Dedem eliyle Kur’an yazmıştı.

Anneannem sokağa çıkarken başını, çenesinin altında bağlanan, siyah bir kumaşla örterdi.

Dedem ben doğmadan dokuz yıl önce ölmüş. Onu tanımadım. Ama elimde dedem ile ilgili pek çok belge bir de fotoğraf var.

Fotoğrafta dedem sakalsız.

Anneannemle dedemin yedi çocukları olmuş. Ne kızlar başlarını örtmüş, ne de erkekler sakal bırakmış.

Hayriye Teyzem Şemsipaşa’daki Deniz Hamamı’na yüzmeye gidermiş. “Her yaz altmış banyo yapardım” diye övünürdü.

***
Anneannemle dedemin ilk çocukları Refia Teyzem sadece 32 yıl yaşamış.

Bende resmi var.

Başı açık.

Zaten o resimde herkesin başı açık.

***
Ayazma mahallesi sakinleri muhafazakar insanlar olmalarına karşın oğullarını Fransız okullarına, kızlarını Amerikan kolejlerine göndermişler.

Hepsi okumuş.

Bürokrat, iş adamı, büyükelçi, bilim adamı olmuşlar.

***
Komşularımız beş vakit namaz kılan, oruç tutan, kandillerde helva kavuran, bayramları da dorukta yaşayan kimselerdi.

Ramazan öncesinde, özellikle el açmayan fakirlere, yardım yapılırdı.

Teşhircilik yoktu.

Kimin kime ne verdiğini kimse bilmezdi.

Çünkü söylenmezdi.

Örneğin babamın, Refika Teyzem’in Kasımpaşa’da oturan dadısının odun ve kömür ihtiyacını, ölene kadar, sağladığını seneler sonra tesadüfen öğrenmiştik.

***
Benim büyüklerim ve mahallenin diğer büyükleri İstanbul’un işgalini görmüşlerdi.

Savaşlara katılmışlardı.

Ama en çok Kurtuluş Savaşı konuşulurdu.

Mahalleli Atatürk’ü aşkla severdi.

Herkesin evinde onun resmi vardı.

***
O zamanlar da, bugünkü kadar olmasa da, göç vardı.

Ama Anadolu’dan gelenler bizim örf ve adetlerimize uyarlardı.

Büyükler görgülü, gençler saygılı, çocuklar terbiyeliydi.

Mahallemize sonradan gelen gelinler hala komşu teyzelerinden öğrendikleri gibi yaparlar gül reçelini.

***
Mahalleli birbirine haberli giderdi.

Teyzem, “buyursunlar” dedikten sonra hemen hazırlanmaya başlardı. Misafir tepsisine işlemeli örtüyü yayar, boş bir bardağı orta yere koyar, sepetin içinde soğutulmakta olan limonata şişesinin ne zaman kuyudan getirileceğinin talimatını evin en küçüğüne, yani bana, verirdi.

Cam kavanozda her zaman ev yapımı kurabiye bulunurdu.

İşlemeli kumaş peçeteler kullanılırdı.

***
Salacak Plajı’na Refika Teyzem’le beraber giderdik.

Teyzem mayo giyerdi.

Açık hava sinemasında yerli ya da yabancı filmler oynardı.

Sarayburnu’na, Topkapı Sarayı’na, Haliç’e ve Galata’ya tepeden bakan o muhteşem bahçede yalnız film değil aynı zamanda mehtap da seyredilirdi.

Erkeklerle kadınlar arasında “kaçgöç” yoktu.

Hatta mevlitlerde bile yan yana oturulurdu.

***
Peki! Sonra ne oldu da benim mahallemde ve de Üsküdar’ın diğer mahallelerinde çarşaflılar, türbanlılar, top sakallılar, şalvarlılar, sarıklılar peyda oldu?

Kesinlikle tarikatlar etken oldu.

Acaba tarikatlar neden var oldular?

Cehaletten.

***
Ben kapanmış hanımların kapanmışlıklarının da dini inançlarından kaynaklandığına inanmıyorum.

Vapurda karşımda oturan tesettürlü genç bir hanım elini yanındaki erkeğin apış arasına koydu ve Eminönü’nden Üsküdar’a kadar öyle geldi.

Sahilde tesettürlü hanımların yanlarındaki beylerle öpüşerek yürüdüklerine kaç kez tanık oldum.

Kayalıklarda tesettürlü hanımların, gecenin karanlığında, yanlarındaki erkeklerle neler yaptıklarını gene tesettürlü hanımlardan öğrenmiştim.

Gördüklerinden utandıklarını söylemişlerdi.

***
Bir taksi sürücüsü anlatmıştı.

“Üsküdar İskelesi’nde tesettürlü bir hanım arabama bindi. Bostancı’ya gitmek istediğini söyledi.

Bir ara dikiz aynasından baktığımda arkada başka bir hanımın oturduğunu gördüm. Arabayı durdurdum. ‘Siz kimsiniz’ dedim. Hanım güldü. Çünkü tesettürünü çıkarmış normal kiyafeti ile kalmıştı.

Hanım Üsküdar’da kapalı, Bostancı’da açıktı.

***
Anneannemle dedem bir asır önce Üsküdar’a geldiklerinde uzun dantel elbiseleri, şifon baş örtüleri, kısa eldivenleri ve şık şemsiyeleri ile şair hanımlar gezinirmiş Şemsipaşa’da.

Şimdi karafatmalar geziniyor.

***
Üsküdarlı olduğum için hep gurur duydum.

Üsküdarlı olmak ayrıcalıktır derim.

Tabii yalnız Üsküdar değişmedi her yer değişti.

Her değişiklik üzer beni.

Ama 78 yıllık bir Üsküdarlı olarak beni en çok Üsküdar’daki değişiklik üzer.

--------------------------------------------------
Önemli not: Sayın Hasan Pulur, 05 Ekim 2007 tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde bu yazıdan küçük bir alıntı yapmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder