30 Ekim 1990 Salı

26.2.1.7 HEİDELBERG

9 Ağustos 1967.

Hiç Heidelberg'de bulunmadım.

Öyleyse neden Heidelberg?

Türkiye'ye dönüyorum.

Ama önce Garmisch - Partenkirchen'de, arkadaşımla, on gün tatil yapacağım.

İki kocaman bavulum var.

Saat 23.00'de Köln istasyonuna geldik. Münih'e gidiyoruz. Trene bindik. En güzel vagonu seçtik. Benim bavullar yerleşti. Trenin kalkmasına 20 dakika var. Arkadaşım sigara almaya gitti.

Tren hareket etti. Hiç oralı olmadım. Herhalde makas değiştiriyor dedim.

Saat 23.20'de tren hareket etti. Bir süre bekledim. Arkadaşım gelmedi.

Onun yerine kondüktör geldi.

Biletimi görmek istedi.

Biletim, pasaportum ve param arkadaşımda.

Kondüktör'e anlattım. Ama anlaşamadık.

Çünkü ben İngilizce konuşuyorum, o Almanca.

Gitti.

İngilizce konuşan bir bayan kondüktörle geri geldi.

Durumu bir de ona anlattım.

İnandılar mı inanmadılar mı pek anlayamadım.

Ankara'dan İstanbul'a her gece bir tek tren kalkardı. Eğer Köln'den Münih'e de her gece bir tek tren kalkıyorsa benim halim ne olacak ?

Münih Garı'nda Polise teslim olacağım.

Geceyi Gar'ın bankları üzerinde geçireceğim.

Arkadaşım ancak ertesi günü gelebilir.

Böyle zamanlarda bana bir hal olur, birden acıkırım.

Ankara'da her ihtilal gecesi, sabaha karşı, anneme sofra kurdurur yemek yerdim.

Hemen çıkınımı açtım.

Gündüz itina ile hazırladığım "bir ona, bir bana" sandviçlerimizi teker teker yemeğe başladım.

Biraz da arkadaşıma bırakmak istiyorum ama çok açım.

Hepsini yedim.

Köndüktör sık sık koridordan geçiyor.

Geçerken bana gülüyor.

"Üzülme, o seni bulur" diyor.

"Nerede bulur" diyorum.

"Heidelberg'de” diyor.

Çünkü tren en uzun orada kalıyor.

7 dakika.

Artık köndüktör İngilizce konuşuyor, ben Almanca.

Fena halde anlaşıyoruz.

Saat 02.39.

Tren Heidelberg Garı'na girdi.

Zifiri karanlık.

Kimseler yok.

Kararlıyım.

Artık ağlayacağım.

Bizim trenden kondüktör indi.

Karanlığa doğru yürüdü.

Derken bir gölge göründü.

Uzakta.

Yaklaştı.

Kondüktörle konuştu.

Trene doğru geliyor.

Acaba o mu?

Biraz bekledim.

Ancak kendimin duyabileceği bir sesle adını ünledim.

Evet! O.

Kondüktör'e, "trende biletsiz bir yolcu var mı ?" diye sormuş.

"Var" demiş.

"Ona inandım mı ?" demiş..

"İnanılmayacak gibi değildi ki." demiş.

Dediğim gibi olmuş. Bizim tren makas değiştirmiş. Biz o hattan çıkmışız. Öteki tren bizim hatta girmiş. Tabii arkadaşım nereden bilsin. Peronda duran trene bizim tren diye binmiş.

Treni bir baştan bir başa geçmiş.

Ben yokum.

İlk istasyonda inmiş.

Arkadan gelen trene binmiş.

Treni bir baştan bir başa geçmiş.

Ben yokum.

İlk istasyonda inmiş.

Arkadan gelen trene binmiş.

Treni bir baştan bir başa geçmiş.

Ben yokum.

İlk istasyonda inmiş.

Meğer her gece Köln'den iki dakikada bir tren kalkarmış.

Beni bulana kadar binmiş, inmiş, binmiş inmiş.

Ben, "niye sigara almaya gittin" demedim.

O da, "niye sandviçlerin hepsini yedin" demedi.

Bunca yıl oldu.

Ne zaman Heidelberg'in adı geçse, o geceyi hatırlarım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme