30 Ekim 1990 Salı

26.2.5.1 OSLO

1- 4 Haziran 1974.

Oslo'ya havadan bakınca aşağıda yüzlerce tekne görmüştüm.

O güne kadar gittiğim her ülkenin hava meydanında hep otomobil parkı görmeğe alışık olduğum için bu manzara tuhafıma gitmişti.

Ama Oslo'da üç gün kalınca deniz araçlarının kara araçlarından daha çok olmasının normal olduğunu anladım.

Oslo bir deniz ülkesi. Ve bundan çok yararlanıyorlar. Hemen sizi motora bindiriyorlar ve fiyorları seyretmeye götürüyorlar.

Böylece Sonja Henie'nin evini uzaktan da olsa görme olanağınız oluyor.

Gençler Sonja Henie'yi bilmezler. Şimdiki artistik buz dansının benim zamanımdaki yıldızıydı.

Sonja Henie ve kocası,1968
Sonja Henie
bir buz pateni gösterisinde.

***
Oslo aslında küçük bir şehir.

Ama bu küçük şehirde neler yok.

Örneğin Heykeltraş Gustav Vigeland'ın eserlerinin yer aldığı Frogner Parkı bunlardan biri.

Vigeland Sculpture Park.

Vigeland 1869 - 1943 yılları arasında yaşamış. 1920 yılında Oslo Belediyesi'nden heykellerini yapmak için bir stüdyo - ev istemiş.

Evinin masraflarının karşılanması koşulu ile karşılığında ölene kadar üreteceği tüm yapıtlarını Oslo kentine armağan edeceğini söylemiş. Oslo Belediyesi bu öneriyi kabul etmiş. Böylece Frogner Park meydana gelmiş.

Bu parkta 200 heykel sergilenmekte. Bu heykellerin bir özelliği var. Hemen hepsi çıplak insan heykeli. Burada çıplaklık cinselliği değil, sevgiyi simgeliyormuş.

Oslo'da başka bir sanat olayı da ressam Edward Munch'un resimlerinin bulunduğu müze.

Bu müzede binin üzerinde resim varmış. Ama ne yazık ki benim gittiğim gün müze kapalıydı. Ve ben, yalnız, National Gallery'deki Munch resimlerini görebildim.

Edward Munch. Nasjonalgalleriet
Bir şehirde, sadece, üç gün kalırsanız böyle talihsizlikler başınıza gelebilir.

***
Adı Forbunds Hotellet olan bir otelde kaldım.
Köşe başında büyük bir oteldi.
Kahvaltı dahil 13 Dolar ödedim.

Kahvaltı salonunda iki büyük masa vardı
Her iki masanın da üzeri yiyecek ve içecekle doluydu.
Daha önce böyle bir şey görmemiştim.
Bunların hepsi benim mi diye düşündüm.
Evet! benimdi.

Hemen bir tabak aldım.
Doldurdum.

Çay mı içsem, kahve mi ?
Süt mü içsem, meyve suyu mu?
Yoksa hepsini mi?

Arsızlık bir sabah sürüyor.

Ertesi sabah alışıyorsunuz.
Yiyeceğiniz, içeceğiniz kadar alıyorsunuz.

Adamlar da zaten bunun böyle olacağını bildikleri için bu sistemi kurmuşlar.

***
Oslo’da tur aldım. Ama sabah yorgunluktan uyuya kalmışım. Hakkımı ertesi sabah kullanabileceğimi söylediler. Sevindim.

Holmenkollen Kayak Atlama Merkezi’ne götürdüler. Tabii çok heyecan vericiydi.




***
Oslo'da bir gün hiç de hoş olmayan bir olaya tanık oldum.

Kralın sarayına giden Oslo’nun en büyük caddesinde yürürken önümden giden bir adam ani bir hareketle sağ tarafa döndü ve biraz ilerideki duvara işedi. Ben o zaman bu işe çok şaşmıştım. Şimdi Bodrum'daki komşularım şaşıyor.

Çünkü aynı milletin adamları bizim duvarlarımıza işiyor. Bunda şaşacak ne var, kralın sarayına giden yoldaki duvara işeyen adam, bizin sokağımızdaki duvara haydi haydi işer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme