8 Nisan 2010 Perşembe

26.2.4.1 ANNE FRANK

Amsterdam demek benim için “Anne Frank” demekti. Kitabını okumuştum.
Oyununu seyretmiştim.

Giriş katındaki panoya Anne Frank'ı oynayan sanatçıların fotoğrafları konmuştu.
Gülgün Kutlu'nun da resmi vardı (*).

***
Anne Frank, 12 Haziran 1929 tarihinde, Yahudi bir anne ile babanın çocuğu
olarak Frankfurt am Main’da doğmuş.

Anne Frank

1933’te Nazilerden kaçarak ailesiyle birlikte Amsterdam’a gelmiş.
Anne Frank ve ailesi
***
Anne Frank’ın arkadaşı Nanette, evine konuk olan National Geographic kanalına
o günleri şöyle anlatıyor: 

Anne'nın 13'üncü doğum gününü kutlamak için bir araya gelmiştik. 
Öğretmenlerimiz küçük bir parti hazırlamıştı. Partide Anne'nın ailesinden 

gelen hediye paketinden bir günlük çıkmıştı.


Anna Frank'a ailesi tarafından doğum gününde
gönderilen defter
Anne ile yan yana oturuyorduk. Çok iyi arkadaştık. Gelecek güzel günleri 
hayal ediyorduk. Bu da hayatta kalabilme yöntemlerimizden biriydi. 
Hayat dolu bir çocuktu. 

Sınıfta herkes birbiriyle çok iyi geçiniyordu. Hepimiz belli şartlar yüzünden buradaydık, birbirimize destek oluyorduk. 

Evlerimizden ayrılmıştık. Geri döneceğimizden de emin değildik. 
O yıl Adolf Hitler'in Hollanda'ya girmesiyle birlikte, buradaki yahudilere 
de Almanya'daki gibi kısıtlamalar getirildi. Biz ailecek Bergen-Belsen 
kampına gönderildik. Ben aslında çok şanslıydım. Çünkü görevli ateş 
ettiğinde arbede çıktı, birçok insan öldü. Bana hiçbir şey olmadı. 

Temmuz ayında Anne Frank'ın ailesi bir not bırakarak gözden kaybolmuştu. 
Not'ta, İsviçre'ye kaçtıkları yazıyordu ama hâlâ oradaydılar ve saklanıyorlardı.

İki yıl boyunca, Prinsengracht sokağı 263 numaradaki apartmanın çatı 
katında gizlice yaşadılar.

263 numaradaki apartman
Anne'nın babasının ofisi, binanın arkasında bulunan gizli bir bölmedeydi. Buraya bir kütüphaneden geçiliyordu.


Kütüphane
Anne Frank korkularını, umutlarını ve yaşadıklarını kaydettiği bir günlük tutuyordu.
Anne Frank'ın tuttuğu ilk günlük
Ancak Ağustos 1944'te biri onları ihbar etti. Anne Frank ve ailesi saklandıkları yerde yakalandılar. Farklı kamplara gönderildiler.

İhbarcının kim olduğu asla öğrenilmedi. 

Yıllar sonra Polonya'daki Auschwitz toplama kampında Anne’yı gördüm. 

Bir deri bir kemik kalmıştı. Kıyafetleri bitlendiği için üzerinde sadece battaniye vardı. Onu öyle görünce çok kötü oldum. Bugün bile onu nasıl tanıyabildiğime şaşıyorum. Benim bildiğim Anne'dan geriye hiçbir şey kalmamıştı. Tükenmişti. 

Ben yedinci kamptaydım, o sekizinci. Onu birkaç kez gördüm. 

Saklanmasından, hayatının saklanarak geçmesinin ne kadar zor olduğundan bahsediyordu. 

Bana günlüğünden de söz etti. Savaştan sonra bu günlüğü, yazacağı kitap 
için kullanmak istiyordu. 

Anne Frank, savaşın bitmesine iki ay kala tifüsten öldü.

Auschwitz'de kalan baba Otto Frank, Kızıl Ordu'nun gelmesiyle kamptan kurtuldu. 

Yıllar sonra tanıştık. Elinde kızının günlüğü vardı. Yayınlamayı düşündüğünü söyledi.

‘Yayınlayın' dedim.

1947'de günlük ilk kez basıldı. Bence Anne Frank bundan memnun olmuştur.

Anne Frank'ın günlüğü (Berlin)
***
Günlük, “Anne Frank'ın Hatıra Defteri” adıyla kitaplaştırıldı.
Kitabın ilk baskısı,1947 
Kitap, 67 dile çevrildi. 30 milyondan fazla sattı. Bazı ülkelerde okulların müfredat kitapları listesine alındı. Türkiye'de de alındı. 

***
Anne Frank'ın
Arkadaşına yazdığı bir mektup
***
1949'da Nanette Londra'ya taşındı. Kısa süre sonra John Konig ile evlenip Güney Amerika'ya yerleştiler.

Nanette şimdilerde dünyayı dolaşıyor. Üniversitelerde sunum yapıyor.

Nanette Konig

"Hayatta kalma şansı bulduysanız, bunu başaramayanlar için konuşmak görevinizdir. Bugün insanlar Yahudilere yapılan zulmün farkında. Umarım dünya tarihinde bir daha böyle bir zulüm gerçekleşmez. 

Bu faciada 9 milyon insan hayatını kaybetti."

*** 
Anne Frank’ın anılarından uyarlanan piyes ilk kez 1957 yılında Ankara’da Üçüncü Tiyatro sahnesinde oynadı. Bedia Akkoyunlu Türkçeye çevirmişti. Cüneyt Gökçer sahneye koymuştu. Annesini Mediha Gökçer, babasını Cüneyt Gökçer, Anne Frank’ı ise Gülgün Kutlu oynamıştı.

***
1 Ağustos 1967 günü o eve her şeyi bilerek gittiğim halde çok acı duymuştum.

İnternetten aldığım yukarıdaki bilgileri yazarken de aynı acıyı duydum. Hatta yazmakla yazmamak arasında gittim-geldim. Sonra yazmaya karar verdim.

***
Bugün 23 Aralık 2017.

Ne zamandır kitaplığımı düzenliyorum.

İşte o düzenleme sırasında bir kitap buldum. Anne Frank.

Nasıl sevindim anlatamam.

İnsan zaman içinde unutuyor. Bulunca da seviniyor. 

*** 
Kitap 1958 yılında Dost Yayınevi tarafından basılmış. 

Fiyatı: 3 Lira.

282 sayfalık kitabın başında Hasan Âli Yücel’in bir yazısı var.

Ardında da bir Sonsöz.

Can Yücel de Türkçe’ye çevirmiş. 

*** 
Anne Frank 14 Haziran 1942 Pazar günü anılarını yazmaya başlamış. 

İki gün önce de doğum gününü kutlamış. 

Kitap, baştan sona “Sevgili Kitty” dediği hayali birine yazdığı mektuplarla dolu. 

Her mektubu, “Dostun Anne” diye imzalamış. 

Biraz sayfalarını çevirdim. Yeniden okuyabilir miyim diye kendime sordum. 

“Hayır” cevabını aldım.

Keşke zaman olsa, keşke gözler eskisi gibi görse, keşke eskisi gibi bir oturuşta 100 sayfa okunsa.

Keşke. 

Ama kitabı sizinle tanıştırmak, birkaç mektubu da buraya almak istiyorum.

***
Kitabın ön kapağı




Hasan Âli Yücel'in yazısı.




Anne Frank 
14 Haziran 1942 tarihinde 
anılarını yazmaya başlamış.




Mektuplarını Kitty diye 
hayali birine yazmakta
ve 
Dostun Anne 
diye imzalamakta.

Kitap 282 sayfa.
Baştan sona mektuplarla dolu.

Ben sadece birkaç tanesini 
sizlerle paylaştım.





Kitabın arka kapağı
--------------------
Ben bu yazıyı yazarken o panoyu da koymayı çok istedim. Tüm uğraşmalarıma karşın başarılı olamadım. Öyle zannediyorum ki  müzeyi yenilerken o panoyu dijital ortama koymamışlardı. Bu yazıdaki  Anne Frank ile ilgili tüm fotoğrafları internetten sağladığım halde o pano dijital ortama aktarılmadığı için orada da yoktu. Ancak Metin Toker'in çıkardığı haftalık Akis Dergisi'nde Gülgün Kutlu'nun fotoğrafını buldum. Ve bunu koymakla yetindim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme