26 Ağustos 1990 Pazar

39.13 ZAKKUM

Bodrum’daki evim bitince arka avluma Zakkum dikmek istemiştim.

Sevgili komşum Devlet Ağan kesin bir tavırla, “Zakkum içeride olmaz” demişti.

Vazgeçmiştim.

Ama Zakkum, Bugonvil gibi, hep sevdiğim oldu.

***
Cumartesi günü Bodrum’a gelirken doğa pembenin her tonundaki Zakkumlarla doluydu.

Yaz kış demeden her mevsim var olan Zakkum bu yıl daha da çoğalmıştı.

Kışın yağan yağmurların da etkisiyle olsa gerek çok canlıydılar.

Güzeldiler.

***
Yolculuk benim bir kapımda başlar, diğer kapımda biter.

Yol beni keyiflendirir.

Sabah kahvesi, öğle yemeği, ikindi çayı hiç aksamaz.

Hep yeni arayışlar içinde olurum.

Köşeyi dönünce, yokuştan aşağı inince, köprünün altından geçince...

Bu bekleyişler yolu kısaltır.

***
2005’ten beri ya teyzemin torunu sevgili Haluk Erbel, ya kadim dostum Mazhar Vardar beni İstanbul’dan Bodrum’a, Bodrum’dan İstanbul’a taşırlar.

Bu yıl onlara haber vermeden otobüse binip gidecektim.

Ama Haluk’cuğum çapraz sorularla benim kötü niyetimi anladı. İki ayağımı bir papuca koydu. Beni paketledi. Bodrum’a postaladı.

***
Evet, buradayım.

Ama acılar içindeyim.

Yol boyunca yalnız Mazhar’cığımı düşündüm.

Her bir Zakkum’da o vardı.

***
Mazhar Vardar yaklaşık elli yıllık dostum. Eğer her yıl Bodrum’a koşarak geldimse varış yerimdeki insanlarımdan biri de Mazhar’cığım olduğu içindi.

Bu yıl da ona doğru koşuyordum.

Ama acılar içindeydim.

Bir tanecik oğlu Emre,

daha otuzunda bile yokken,

pırıl pırılken,

her türlü donanıma sahipken,

büyüklerine sevgi ile bağlıyken,

çalıştığı iş yerinde bir değerken,

arkadaşlarının sevgilisiyken,

hayatı keyifle yaşarken,

4 Eylül’de kutlayacağı otuzuncu yaşının davetiyesini hazırlamışken,

babasına, “Genç, kendine iyi bak, sen bana lazımsın” derken...

Uçtu. Gitti.

Acılar içindeyim.

Olcay Akkent

Bodrum, 31 Mayıs 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme