30 Ekim 1990 Salı

24.2.20.1 TURAN GÜNEŞ

Beşikdüzü‘nde fındık tarlasının ortasında sevimli bir evi olan arkadaşım Şadan Karadeniz’e bir hafta için misafir gitmiştim. 1981 yılının Temmuz ayı olmalı.

Benim Bodrum’daki evimi çok beğendiği için kendi evini de benzer malzemelerle süslemek istiyordu. Bu nedenle hemen her gün minibüse binip Trabzon’a gidiyorduk.

Güzel şeyler buluyordu ama aklı Bodrum’daki Cuma pazarındaydı.

Nitekim ben döndükten bir hafta sonra Bodrum’a geldi. Ve beraber Cuma Pazarı’na gittik.

Milaslı Ali Örnekçi'nin sergisinde, Turan Güneş ve eşine rastladık. Şadan ikisini de çok iyi tanıyordu. Ayak üstü sohbet ettiler. Arkadaşım çok alışveriş yapmıştı. Yükü ağırdı. Turan bey, "ben sizi istediğiniz bir yere bırakayım" dedi. Şadan da, "Olcay'a gidelim, kahve içelim" dedi.

Kabul edildi. Arabaya bindik.

1974'te Türkiye'nin Dışişleri Bakanı Turan Güneş'ti ve Washington'daki CENTO Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde Çin'e gitmişti. Çin'den doğru Ankara'ya döndü. Washington'a gelmedi.

Türk delegasyonuna Washington Büyükelçimiz Melih Esenbel başkanlık etti. Ben buna çok üzüldüm. Çünkü Turan Güneş'in çok iyi bir müzakereci ve renkli bir kişiliği olduğu söyleniyordu. Onunla bir CENTO toplantısında beraber olmayı çok istiyordum. Kısmet değilmiş.

Arabayla eve gelirken, sohbet sırasında benim kimliğim ortaya çıktı. Bundan yararlanarak 1974 yılında Washington'daki Dışişleri Bakanları Toplantısı'na katılmadığı için duyduğum üzüntüyü dile getirdim.

Ben anlatırken Turan bey bana dikiz aynasından bakıyor ve beni ilgi ile dinliyordu. Bunları kendisine anlatmayı çok istediğimi, şimdi bu fırsatı bulduğum için çok mutlu olduğumu söyledim.

Eve geldik. Nermin hanım içeri girdi. Turan bey geride kaldı. Biraz bekledim. "Kahvenizi nasıl içersiniz" diye soracaktım. Turan bey hâlâ ortada yoktu. Merak ettim. Ön avluya çıktım. Turan bey, yerde duran boş kovayı almış, içine musluktan su doldurmuş ve çakıl taşlarının üzerine dökmeğe başlamıştı. Çünkü ıslandıktan sonra çakıl taşlarının daha çok renkleneceğini biliyor ve o güzelliği seyretmek istiyordu.

Benim o renkli çakıl taşları ile döşeli güzelim ön avluma çoğu insan bakmamıştır.
Bakmıştır, görmemiştir. Görmüştür, görmezden gelmiştir. Göstermişimdir, ilgilenmemiştir.



Turan beyin bu ilgisi beni çok duygulandırdı. Onunla bir toplantıda birlikte olamadığıma bir kere daha üzüldüm.

Ertesi günü, bizi Aktur'daki evlerine çaya davet ettiler. Gittik ve çok hoş vakit geçirdik.

Turan bey, ne yazık ki, bir yıl sonra, 9 Nisan 1982'de vefat etti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder