Bu konunun gündeme gelmesinde, bence, en büyük etken, iş hayatındaki başarının sadece üretmek ve tüketmekten ibaret olmadığının anlaşılmaya başlanmış olmasıdır.
Bugün sektörler, özellikle özel sektör, bu konuda bir arayış içindedir. Şirketler, bünyesinde çalıştırdıkları kişilere hem teknik hem de hayat eğitimi vermekte hatta işlerin nasıl yapıldığını öğretmek istemektedirler. Çalışanlar ise bu eğitim programları sırasında birbirleriyle kaynaşma imkânı bulmakta ayrıca tepe yönetimle de yakın ilişki kurma fırsatının doğmasından memnunluk duymaktadırlar. (İstikbal için Eğitim, Cumhuriyet Gazetesi, 25 Eylül 1987)
Batıda da, kuruluşlar tarafından eğitim programları yapılmakta, bir kıt’adan bir kıt’aya insanlar taşınmakta, patronlar ve üst düzey yöneticilere dünyada neler olup bittiğine dair kurslar verilmektedir. (Genç TUSİAD’çılara Harvard ‘Doping’, Cumhuriyet Gazetesi, 20 Ocak 1990).
“Tusiad’ın genç yöneticileri, Cem Boyner, Bülent Eczacıbaşı ve Güler Sabancı Harvard Üniversitesi’nde patronlar ve çok üst düzey profesyoneller için verilen bir haftalık bir kursa katılmışlar. Ve hayatlarından çok memnun olarak Türkiye’ye dönmüşler.
Harvard Business School son günlerde radikal değişimlere sahne olan Doğu Avrupa ülkelerine özel bir uçak göndermiş ve oralardan bilim adamından sanatçısına, sokaktaki vatandaşından öğrencisine, manavından bakkalına kadar 60 – 70 kişiyi Harvard’a getirerek dünyanın dört bir yanından bu kursa katılan genç patronlarla karşılaştırmış.
Güler Sabancı ve Bülent Eczacıbaşı ilk kez gittikleri Harvard’dan ‘Yenilenerek döndüklerini’, Harvard’a üçüncü kez giden Cem Boyner ise, ‘Gidip dünyada neler olup bittiğine dair doktirine olarak döndüklerini’ söylemişler.” (Cumhuriyet Gazetesi, 20 Ocak 1990)
Diğer yandan iş adamlarına da grup terapiler yapılmakta, böylece kişiler arası sağlıklı İletişim kurmayı yaşayarak öğrenmeleri sağlanmaktadır.
Bu konuda NİLAY KARMAN’ın Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısı kısaca şöyledir:
“Sağlıklı iletişim için” İşadamına psikolojik grup terapi.
(…) İnsan ilişkilerinde psikolojik boyutun giderek önem kazandığı günümüzde, çağdaşlaşma yolundaki Türk işadamları da 13 – 20 ağustos tarihlerinde İstanbul’da Amerikalı ve Türk psikologların denetiminde uluslararası nitelikte bir “grup terapiye” katılma olanağını bulacaklar. (…)
15’er kişilik küçük gruplar halinde sürdürülecek seanslar sırasında, kişilerarası sağlıklı iletişim kurulması, kendini geliştirme, sosyal yaşamın zenginleştirilmesi, kişisel başarı ve etkinliğin arttırılması ile verimli ve başarılı ilişiler kurulması amaçlanıyor. Amerikalı ve Türk grup liderlerinin denetiminde yapılacak grup seanslarında, değişik kültürlerden gelen kişilerin, birbirleriyle sağlıklı ilişki kurmayı yaşayarak öğrenmeleri amaçlanıyor.
Seminerde, grup liderliklerini La Jolla’daki merkezin program direktörü David Meador ve direktör yardımcısı Suzanne Spector, Türklerden Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr.Güler Fişek, psikiyatrist Prof. Dr. Engin Geçtanve psikolojik danışman Leyla Navaro yapacaklar. (Cumhuriyet Gazetesi)
Son olarak aşağıdaki yazıyı sizlere sunuyorum.
İngiltere’nin Coventry kentinde biri Rolls, diğeri Royce adında iki genç girişimci 1903 yılında ortak olmuşlar. Mr. Rolls ana parayı koymuş, Mr. Royce da teknik bilgisini ve gücünü katmış.
Bu ikili otomobil üretimiyle yıllar geçtikçe haklı bir şöhrete ulaşmışlar. 1933 yılına gelinip şirketin otuzuncu yıldönümü kutlandığında Mr. Rolls hayatta değilmiş artık. Mr. Royce onun yerine geleneksel konuşmasını yaptıktan sonra sözlerini şöyle bitirmiş:
“Roll – Royce fabrikasının kapısından, en ufak şikâyete neden olacak kusurlu araba çıkmaz. Çünkü kapıcı buna izin vermez” demiş. (Cem Boyner, Cumhuriyet Gazetesi, 7 Temmuz 1991.)
Okuduğum bazı gazetelerde ya da dergilerde bazen affedilir, bazen affedilmez hatalar görüyorum. İstiyorum ki her kuruluşun bir kapıcısı olsun. Hatta her çalışan kendini o kuruluşun kapıcısı gibi görsün.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder