24 Nisan 2010 Cumartesi

24.2.24 BODRUM’DA SONBAHAR

Sonbahar gelince herkes büyük kentlerdeki evlerine dönerdi. Bodrum'da devamlı yaşayanlar bu tenhalıktan çok memnun olurdu.

İnşaat yaptığım yıllarda Bodrum'un yerlileri de şubat ayındaki okul tatilinden yararlanarak çocuklarını alıp başka yerlere giderdi.

Kasaba büsbütün tenhalaşırdı.

Bu tenhalık bana biraz fazla gelirdi.

Örneğin Yat Limanı'nda oturan Suzan (Acar) Tammer’den geç vakit eve dönerken yol boyunca kimseye rastlamazdım.

Sadece kendi ayak sesimi duyardım.

Bu sesten biraz ürkerdim.

Kaymakam Sokağı’nın başında duran gece bekçisini görünce rahatlardım ve ona, "iyi geceler" demek hoşuma giderdi.

***
İnşaat sırasında Hakkı Uslu'nun çatı katında oturuyordum.

Çilek Sokak zifiri karanlık olurdu. Korkarak eve yaklaşır, arka taraftaki merdivenlerden korkarak yukarı çıkar, anahtarla kapımı korkarak açar,
kendimi içeri korkarak atardım.

Bunlar yersiz korkulardı. Tamamen benden kaynaklanıyordu. Çünkü o yıllarda,
yani 1979 - 80'de Bodrum'da korkulacak bir şey yoktu. Olsa bile yok denecek
kadar azdı.

Şimdi aynı sokağın hem başında, hem ortasında, hem sonunda kocaman sokak lambaları yanıyor. Buna rağmen gerçek anlamda korkuyorum. Yalnız ben değil, hepimiz, tüm mahalle, korkuyoruz.

Eskiden kapısını kilitlemeden yatan Bodrumlu şimdi evlerinin yalnız birinci kat pencerelerine değil ikinci kat pencerelerine de demir parmaklık yaptırıyor.

Hatta genç komşum aynı şeyi yapmam için bana baskı yapıyor.

Ben de, "altı buçuk metre yüksekliğe kim çıkar, sırtında merdivenle gelmesi lazım" diye kahkahalar atarken, kahkaham yarıda kalıyor, çünkü Tarla Sokağı'na birinin sırtında merdivenle geldiğini, evi soyarak gittiğini öğreniyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder