8 Nisan 2010 Perşembe

26.2.6 İTALYA

28 Nisan - 5 Mayıs 1978. 

1968 Yılında Oxford dönüşü Venedik'te 12 saat kalmıştım. Ve Venedik'e yazık olmuştu. Çünkü 28 gün Oxford'un yağmurlu havasına alışan bedenim bol güneşli Venedik havasına uyum sağlayamamıştı. Ve ben, serin olduğu için, 12 saatin büyük bir çoğunluğunu bir klisede geçirmiştim. Halbuki Venedik'te bir bienal vardı.

Ve ben o bienal'e gidememiştim.

***
Nisan 1978'de ise Roma'da tatlı bir bahar havası vardı. Bir hafta kalacaktım. Dersimi iyi çalışmıştım.

Sevinç (Karasapan Soysal) bana çok güzel bir plan çizmişti. Gitmem gereken yerler,
görmem gereken yerler, kahve içmem gereken yerler, alışveriş yapmam gereken yerler.

Örneğin Via Veneto'da Pazar günü Cappuccino içilecek, Doney's'de öğle veya akşam yemek yenecek, akşam üzeri Piazza Colonna'da oturup etraf seyredilecek, Trevi Çeşmesi'nin hemen yanındaki ayakkabıcı Sora'dan eğer mümkünse Sevinç'e de  ayakkabı alınacak,

Sevinç'in dediklerinin hepsini yaptım. Ama Via Condotti'yi kendim buldum. Tabii tesadüfen.

Hani bazı yemekler vardır, aradan çok uzun zaman geçse bile tadı damağınızda kalır, işte Condotti Caddesi'ndeki mağazaların zarafeti de hala belleğimde.

***
1978 yılında:
1 Pound = 1558 Liret,
1 Dolar = 856 Liret,
1 DM = 412 Liret,
1 TL. = 22 Liret'ti.

Benim,
26 Pound,
16 Dolar,
80 DM.
param varmış.

Herhalde yeterliymiş ki, param yetişmediği için yapmak istediğim bir şeyi yapamadığıma dair bir notum yok.

***
Via Flavia'da Hotel Marcella'da kaldım.
İyi bir oteldi.
14.000 Liret ödemişim her gece için.
Kahvaltı dahil.

***
Eğer bundan önceki bilgisayarım çökmeseydi, bu seyahatimle ilgili tuhaf şeyler anlatacaktım. Şimdi sadece ikisini yazacağım.

Birincisi, kahvaltı masasından kalktıktan hemen sonra, asansörle geldiğim odamın kapısında, biraz önce bana hizmet eden garsonu gördüm. "Herhalde masada bir şey unuttum onu getirdi" dedim. Hayır beni bekliyordu. Çok şaşırtmıştım. Çünkü çok ülke gezmiştim ama hiç böyle bir şey başıma gelmemişti. Merdivenlerden ne kadar da hızlı çıkmıştı. Asansörden bile hızlı.  Anlaşılan idmanlıydı. Ona merdivenleri gösterdiğimde hemen geri dönüp gitmişti.

Hiç zorluk çıkarmadan.

İkincisi, otelde tanıdığım iki genç hanımla önce bir lokantaya gitmiş; İtalyan mutfağına özgü değişik şeyler yemiş, sonra gene onlarla beraber bir gece klübüne gitmiş, orada tanıştığımız genç beylerle biraz sohbet etmiş ve erken bir saatte otele dönmek istediğimi söylemiştim. Genç beylerden biri, "Tabii uykunuz gelmiştir?" demişti. Biraz mütebessim.  Çünkü onlar yirmi, ben kırk yaşındaydım. Yani onlara göre erkenden uykusu gelecek bir yaşta.

***
Roma öyle kolay kolay baş edilecek bir şehir değildi. Sekiz gün hiç durmadan yürüdüm. Tur aldım. Ama gene de, "Roma'yı gördüm" diyemem.

Görmek için o şehirde yaşamak lazım. Müze gezmek ise çok yorucu. Çünkü koca müzeyi bir günde bazen yarım günde gezmek zorunda kalıyorsunuz.

Örneğin Vatikan'daki Sistine Klisesi'nde başımı kaldırıp tavandaki o güzelim resimlere bakamadım. Bir süre sonra, deniz tutması gibi bir şey oluyor. Başınız dönüyor. Mideniz bulanmaya başlıyor.

***
Roma'ya Nisan 1978'de gitmiştim.

Mart 1978'de eski başbakanlardan Aldo Moro Kızıl Tugay tarafından kaçırılmıştı. Her yerde ve herkeste, bir turistin bile hissedebileceği, tedirginlik vardı.

Akşam üzeri çıktığım yürüyüşten otele dönerken bir sokak sonra sapacağıma bir sokak önce sapsam gene de aynı yere çıkarım yanılgısı yüzünden yolumu şaşırdım, karanlığa kaldım.

Tenha bir yolda hızlı hızlı yürüyordum. Bana doğru gelen gençlerin tam ortasından geçmekten başka seçeneğim yoktu. Adımlarım sert ve kararlıydı. Hiçbiri ile göz göze gelmedim. Bugün bile aklıma geldiğinde ürperirim.

***
Giovanni Lorenzo Bernini,
Canova Antonio,
Auguste Rodin,
Michelangeloi.
Hepsinin kartları var.

Villa Borghese.
Yürüyerek gitmiştim.

Aslında o yeşilliklerde yürümek güzeldi.
Ama ölmek üzereydim vardığımda.


Auguste Rodin. (1840-1917)
Bir rehber, Amerikalı bir çifte Rodin’in heykelini anlatırken erkeğin parmaklarının kadının baldırını, yani etini, nasıl çukurlaştırdığını anlatıyordu.

Belki ben fark edemezdim.
Bazen kulak misafiri olmak iyi oluyor.

***
Bir kaç ay sonra 50 yaşına basacaktım.
Bunu Navona Meydanı'ndaki şık bir lokantada kutladım.
Kendi kendime kadeh kaldırdım.
“Her on yılda bir” dedim.
Sözümü tutuyorum.

Navona Meydanı.
Dört Nehir Çeşmesi.
***
Her şehrin bir yaşı var.

Paris'i olgunluk yaşımda daha çok sevmiştim.

Roma'ya ise ilk gençliğimde gitmeliymişim.

4 yorum:

  1. Bugün işyerime gelirken radyoda bir şarkı dinledim; "At the end of the Italian summer, it rains fast and it rains hard. The wind blows right through you and tears you apart, oh its so romantic, hey its so soulful. Rain falls down and the thunder rolls."
    Bu yazı ile birlikte bugün birden fena halde İtalya'ya gitmek istedim. Sevgili kocamla birlikte Rodin'in heykelini, kadının baldırındaki izleri izlemek istedim. Hatta oracıkta kocamı öpüvermek istedim :)

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel bir çağrışım. Bir şarkı sana neler hatırlatmış. Dilerim isteklerin gerçekleşir. Ama yapmak istediklerinin bazılarını İtalya'ya gitmeden de yapabilirsin. Haydi. Hemen. Şimdi. Gecikmeden.

    YanıtlaSil
  3. İtalya'ya gitmek istiyorum ama bunyazıyı okuduktan sonra dahada çok.Bahara kaldı düşlerim:( Nesrin Demir Kocadal

    YanıtlaSil
  4. Günler çabuk geçiyor.
    Bir bakmışsınız bahar gelivermiş.

    YanıtlaSil