5 Mart 1990 Pazartesi

38.131 YEKTA

Hepimiz değilsek bile çoğumuz ya da bazılarımız YEKTA'yı (*) biliriz. Nişantaşı'nda, Vali Konağı Caddesi üzerinde, köşe başında, özelliği olan şık bir restorandır.

Ankara yıllarımda da ne zaman İstanbul'a gelsem bir kez giderdim. Kabataş'ta oturduğum yıllarda ise daha sık gittim. Ama çoktandır gitmemiştim.

İçimde bir 'özlem' vardı.

***
Geçen yıl Harbiye Askeri Müze’deki NATUREL toplantısından çıktığımızda Murat Hoca'ya (Ali Murat Güldoğan) önünden geçerken orada yediğim bir yemekten söz etmiştim.

Bonfile. Ama içinde jambon ve kaşar peyniri olan bir bonfile. Hani derler ya, "Tadı hâlâ damağımda". İşte öyle bir şey.

Murat Hoca, bunu unutmamış ki bu yıl (2013), Harbiye'deki NATUREL toplantısından çıktıktan sonra beni oraya akşam yemeğine götürmek istediğini söyledi. Sevindim. Teşekkür ettim.

***
YEKTA’dan içeri girdik. Gene tertemiz. Masalar düzenli. Örtüler beyaz. Tabaklar da. İçki ve su bardakları özenle sıralanmış. Çatal-bıçak da.

Geziyorum. Murat Hoca'yı da gezdiriyorum. En içteki küçük yeri çok severim. Ama salonda, pencere önünde oturmayı tercih diyoruz.

Lokanta bomboş. "Erken mi geldik?" diyorum. Bizi karşılayan beye, "Hayır. Bugün pazar" diyor. Ve hemen ekliyor. "Burası artık lokanta değil meyhane".

Donakalıyorum.

YEKTA meyhane mi olmuş?
Artık hiçbir şeyin tadı yok.
Anıların da.

***
Ne yiyeceğimize ben zaten önceden karar vermişim. Ama gene de listeye bakıyorum.

Deniz mahsulleri ile yapılmış bir salata. Acaba onu mu denesek.

"Ama" diyorum, ayakta bekleyen beye, "Ben yarı Bodrumlu sayılırım".

"Ben de" diyor.

Yazın YEKTA kapanınca Bodrum'a gidiyormuş. Dört ayrı yerde lokanta işletiyormuş.

***
Yarı Bodrumlu olmanın bilgiçliği ile, "Salataya koyacağınız karides, kalamar, ahtapot taze mi?" diyorum. "Cuma'dan kalma" diyor. İçimden diyorum ki sen, sen ol, bildiğini ye.

Murat Hoca da benim kararıma uyuyor. Ben tekrar ediyorum. "Bonfile. İçinde Jambon ve kaşar peyniri olacak".

O sırada Murat Hoca günün esprisini yapıyor. "Olcay Hanım, YEKTA'yı sizin için kapattım" diyor. Çok gülüyoruz.

***
Yemeğimizi yerken Murat Hoca Bodrum’a yerleşmek istediğini söylüyor. Konacık’ta, tepelerde bir ev bulmuş. Salonundan koyları, 
yatak odasından yeşillikleri görüyormuş. Bugünlerde gidecekmiş.

Sevineyim mi, üzüleyim mi bilemiyorum.


***
Yemeğimizi yedikten sonra Yekta’nın kapısında bizi yolcu eden beye, "Galiba Jambon yerine salam yedik" diyorum. Başıyla onaylıyor.

Niye jambonlu, kaşarlı bonfile yemek istediğimizi söylediğimde jambonumuz yok demiyor? Çok mu zor doğruları söylemek? Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Bonfileler de. İnsanlar da.

------------------------------------------------------
(*) Yekta’nın bulunduğu binayı mimar Vedat Tek, ailesi için yapmış. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Paris’e gitmiş; resim, mühendislik ve mimarlık tahsil etmiş. Fransız olmadığı için kabul edilmediği bir yarışmaya, Fransa devlet başkanının özel izniyle katılmış ve Légion d’Honneur nişanıyla ödüllendirilmiş. İstanbul’da; birçok başka güzel yapılar arasında Büyük Postane (Sirkeci), Tapu Kadastro Binası (Sultanahmet), Mesadet Han (Karaköy), Moda ve Haydarpaşa Vapur İskeleleri gibi binalar da var. Mimar Vedat Tek’in dört çocuğundan biri olan ve yine Vedat Tek gibi Paris’te eğitim görmüş kızı, binanın altına Yekta lokantasını açmış ve uzun yıllar eşi Yekta Işıtan ile işletmiş. O lokanta şimdi meyhane. Bakalım yarın ne olacak. Belki de yok olacak.

1 yorum:

  1. Bloglariniz cok ilgimi cekti. 1961 yilinda hep elimi tutan, gozlerimin icine bakan birisi beni bir kac kere Yekta'nin Yerine goturmustu.Butun yediklerimi hatirlamiyorum ama, Patates pureli, soslu rosto yedigimi hatirliyorum. Ayni sahis beni Mackadaki Tenis kulubunede devamli gotururdu. orada da ne yedigimi hatirlamiyorum. Devamli gozgoze bakismaktan olacak.

    YanıtlaSil