16 Eylül 1983 Cuma

25.5.4 BEKA İnşaat ve Taahhüt Limited Şirketi

Haluk Kaya benimle tanışmak istedi. Bu tanışma benim evimde oldu.

Haluk Kaya Alman Lisesi’ni bitirmiş, üniversiteyi yurtdışında okumuş ve bir süre oralarda çalışmıştı. Her haliyle bir batılıydı. Konuşmanın sonunda, “Size şirketi göstermek isterim”dedi. Şirket, oturduğum apartmandan birkaç apartman ilerideydi.

Haluk bey şirketin kapısını anahtarı ile açtı. İçeri girince antredeki yarım ay biçimindeki ahşap masayı göstererek, “Siz burada oturacaksınız”dedi.

Dedi ve bekledi. Karar vermek zorundaydım. Hem de çabuk. Eğer otururum dersem işe alınacaktım, oturmam dersem vedalaşacaktım.

Kısa bir süre sonra BEKA’da çalışmaya başladım. BEKA, Hacı İzzet Paşa Sokağı'ndaki Ekselsiyor Apartmanı'nın ikinci katındaydı. Ben ise aynı sokaktaki Sefa Apartmanı’nın en üst katında oturuyordum.

Ekselsiyor, Mimar Perikles Fotiadis'in imzasını taşıyordu ve tarihi değeri vardı. Yüksek tavanlı, uzun koridorlu, büyük camlı bir binaydı. Özellikle salonun penceresinden görünen manzara muhteşemdi. Aynı manzarayı hatta daha fazlasını ben de kendi oturduğum apartmanın balkonundan görüyordum.

BEKA bir Limited şirketti. Ortaklardan ikisi Suudi Arabistan'da, diğeri Libya'da çalışıyordu."Office Manager" olarak, onların yokluğunda şirketi idare edecektim.

Libya'da çalışan ortak Âli Erguvanlı ile telefonda tanıştım.

Diğer ortak Ömer Berkol ise ben işe başladıktan üç buçuk ay sonra geldi Cidde'den. Geldiği gün elime bir kavanoz verdi, "Ben gün boyu kahve içerim" dedi. Demek ki patronun kahvesini ben yapacaktım. Ve hemen aklıma televizyonda seyrettiğim Dallas dizisi geldi. Orada da JR’ın kahvesini sekreteri yapıyor, hatta masasına kadar götürüyordu. JR ayakları masanın üzerinde otururken kahvesini sekreterinin elinden alıyordu ve ben JR'ı çok ayıplıyordum. İleride aynı şeyi  Âli Erguvanlı da yapacaktı.)

O zaman anladım ki ben yalnız Ofise Manager değil aynı zamanda sekreterdim de. Kahve kavanozu elimde senaryolar yazarak masama doğru giderken Ömer bey arkamdan geldi. "Ne kadar zamandır burada çalışıyorsunuz" dedi.

Söyledim.

Muhasebeci hanımı çağırdı. Benim yanımda bir de ona sordu.

Alınmakla alınmamak arasında bir tereddüt geçirmek üzereyken, "bu büro bir vitrindir, her an kapanabilir" dedi.

İçimden, "Olcay hanım bugüne kadar hiç macera yaşamadın, bu da senin maceran olsun" dedim.

Ankara'dan İstanbul'a gelirken, "Siz özel sektörde yapamazsınız" demişlerdi.
Yoksa doğru mu söylemişlerdi.

BEKA'da üç buçuk yıl çalıştım. Daha da çalışabilirdim. Ama ben serbest (Free Lance) çalışmak istiyordum. 1987 yılında istifa ettim.

Ben ayrıldıktan sonra BEKA Feneryolu’ndaki İş Bankası bloklarına taşındı.

Ve bir gün Haluk Kaya benimle görüşmek istediğini söyledi. Çünkü üç ortaklı bir Limited Şirket olan BEKA, beş ortaklı bir Anonim Şirket olmuştu. Adı da artık ÜÇGEN’di. BEKA’nın dosyalarını arşive kaldıracak ÜÇGEN’in dosyalarını açacaktım ve elemanlarını eğitecektim.

ÜÇGEN’in işini bitirdikten sonra diğer ortaklara ait FINTRACO İnşaat ve Taahhüt A.Ş. ile SET Elektrik Tesisat Taahhüt A.Ş.‘nin de evrakını düzene koydum.

Ben Ekselsiyor’daki ofiste çalışırken şirket, Antalya’da 5 yıldızlı Kiriş Oteli’nin inşaat işini almıştı. Temel Atma Töreni ben ayrıldıktan sonra yapılacaktı. Haluk bey, eşi Gül Kaya ile beraber halkla ilişkiler yapmam için beni tekrar çağırdı.

Antalya’dan İstanbul’a döndükten sonra Bodrum’a gitme hazırlıklarına başladım.

O günlerin birinde gene Haluk Kaya aradı. Conrad Hilton Oteli’nin inşaatını aldıklarını söyledi. “Sizi Genel Müdür yapacağım. Ağzınızdan tek bir rakam çıksın. Derhal kabul edeceğim”dedi.

Akşama Bodrum’a hareket edeceğimi, oradaki evimin tadını çıkartmak için uzun kalmak arzusunda olduğumu, hatta bundan böyle serbest (Free Lance) çalışmak istediğimi söyledim. “Bana hemen cevap vermeyin, biraz düşünün, iki hafta sonra size telefon edeceğim”dedi. Aslında iyi bir teklifti. Ama kabul etmedim.


Beka’daki masam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder