bir şeyler asılı olurdu. Bunlar, genelde, büyük ressamların yapmış olduğu
tabloların röprodüksiyonlarıydı.
O günlerde ben de Bülent Ecevit gibi düşünüyordum. Önemli olan resmin
özgün veya kopya olması değil, bana hitap ediyor olmasıydı.
Ben bu saplantımdan 1970 yılında kurtuldum. Bülent bey ne yaptı bilmiyorum.
Bugün evimde yetmiş kadar tablo var. Onları aşkla seviyorum.
***
Resim sergilerini gezmeye 1970 yılında başladım. Bu gezmeler, bakmalar, görmeler, anlamaya çalışmalar uzun sürdü.
Başlangıçta her resmin altındaki imzaya bakıyor ve ressamı tanımaya çalışıyordum. Sonra öyle bir gün geldi ki ressamı, imzasından değil, resminden tanımaya başladım.
Aslında amacım koleksiyon yapmak değildi, belki şu ressamdan da olsun dediğim için, belki şu duvara da bir resim assam fena olmaz dediğim için, belki de bu resim ille de benim olsun dediğim için, giderek evdeki resimler çoğalmaya başladı.
Bu konuda, her zaman küçük adımlar attım ve satın almadan önce hep Ressam Fethi Arda'ya danıştım. Fethi bey beni hiç yanıltmadı.
***
1970'de ressamlar resimlerini devlet dairelerine veya bankalara satabiliyorlardı. Sattıkları birkaç resimle ancak masraflarını çıkartabiliyorlardı. Ressamlar artık bu durumdan memnun olmamaya başlamışlardı. Devlet veya bankalar değil insanlar alsın istiyorlardı.
İşte tam o sırada ben ortaya çıktım. Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'ndeki sergileri izlemeye başladım. Gerek Galeri Müdürü Osman Oral'la gerek Eşref Üren'le o günlerde dost oldum.
İlk aldığım resim Hasan Kaptan'dı. O günkü maaşım üçbin liraydı. Aldığım resim maaşımın yarısı kadardı.
Sonraki yıllarda, resimlerin fiyatı çok yukarı fırlayınca ve ben artık maaşımın yarısı ile resim alamaz duruma gelince, bazı galeri sahipleri hatta bazı ressam dostlarım benim için, "ucuz olduğu dönemde resim aldı" gibi bir yorum yaptılar.
Hayır.
Resim hiçbir zaman ucuz olmadı.
Aslında, 1970 yılında binbeşyüz lira, çok paraydı. O kadar çok paraydı ki ortada benden başka resim alan yoktu.
O kadar benden başka resim alan yoktu ki bir resim sergisinden çıkarken hiç tanımadığım bir ressam yanıma gelmiş, "Ben de bir hafta sonra sergi açacağım, beklerim" demişti.
O tarihten yirmi beş yıl sonra, sevgili Mustafa Ayaz ile Ankara'daki bir sergisinin açılışında, geçmiş yılları anarken, "Acaba Olcay hanımın davetiyesini yazmış mıyım diye zarfları üç defa kontrol ederdim" diyecekti.
Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği, o tarihlerde yılda bir kez olmak koşulu ile, halka dönük, ucuz resim sergileri açma kararı aldı.
Her ressam en iyi tablosu ile bu sergiye katılacak ve fiyatlar beşyüz liradan fazla olmayacaktı.
Eğer bugün Ankara'nın pek çok evinde, özellikle, Dışişleri Bakanlığı mensuplarının evinde, özgün tablolar varsa, bu sergiler sayesinde olmuştur. Halkta, resim alma kültürü böyle başlamıştır.
Ama ne yazık ki bu çok olumlu gelişme sadece üç yıl sürdü.
***
1970 yılında başlayan resim serüvenim beni yalnız tablo sahibi yapmadı, pek çok da
dost kazanmama neden oldu.
Eşref Üren bunların başında gelir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder