Hakkı ve Kibare Uslu’nun evlerinin çatı katındaki bir odada kiracı olarak oturuyordum. İnşaata yakın olmak için. O odanın duvarlarına tek bir çivi çakmadığım gibi çay bile yapmıyordum.
Sabah çok erken kalkar, Azmakbaşı’ndaki o bakkaldan peynir ekmek alırdım. Bakkalın adını bilmezdim. Karı–Koca beraber çalışırlardı. Ben öyle sevdiğim için, taze ekmeğin ucunu keser, içine beyaz peyniri döşer, elime verirlerdi.
Sonra, bakkalın tam karşısındaki sokağa girmeden, hemen oracıktaki kahveye giderdim.
Acaba o kahve sonra Eylül lokantası mı oldu? Bilmiyorum.
Kahve daha yeni açılmış olurdu. İnşaatlarda çalışan ameleler gelirdi. Ortada bir saç soba vardı. Sahibi hemen yakardı. Çabuk ısınırdı. Sobanın üzerinde de çay demlerdi. Çok ilkeldi. Ama severdim orasını.
Tabii o bakkal dükkanı da, o kahve de zamana yenik düştüler. Her ikisinin de yerini başka işletmeler aldı.
Son zamanlarda Harun Özakıncı ve Hasan Kaplan, büyük emeklerle Facebook’ta ‘Eski Bodrum' sayfası kurdular. Bir grup oluşturdular. Grubun dört bine yakın üyesi var. Ben de o üyelerden biriyim.
Herkes albümündeki eski fotoğrafları bu sayfaya koyuyor. Bilenler, o yerlerin neresi olduğunu, o insanların kimler olduğunu söylüyor. Böylece kasabanın tarihi yazılıyor.
Ben de bu sayede çok değerli bilgilere ulaşıyorum.
Bodrum anılarımı zenginleştiriyorum.
Örneğin, her sabah peynir ekmek aldığım o bakkalın adının ‘SEMA’ olduğunu, dükkanın tabelasında oğulları Hüseyin ve Ahmet‘in isimlerinin yazılı olduğunu, Babalarının adının Mustafa Karaöz, annelerinin adının Nebile Karaöz olduğunu, Mustafa Karaöz’e ‘Çolak Mustafa’ da denildiğini, aslında çolak olmadığını, anne tarafının lakabı öyle olduğu için böyle adlandırıldığını, Bodrumluların da bakkal dükkanına ‘Nebile Bakkal’ dediklerini öğreniyorum.
Nebile hanımı ne yazık ki erken kaybettik.

Hüseyin Karaöz'ün sayfasından adım.
***
Bir Pazar sabahı Denizciler Derneği'nin çay bahçesinde kahvaltı yaparken Sema (Aydınelli) Özşen "Eskiden de gazeteni Azmakbaşı'ndaki bu bayiden mi alırdın?" diye sordu.
"Evet" demiştim. Hiç düşünmeden.
Ama eve dönerken bazı şeyleri hatırlar gibi olmuştum. Bir sabah gazete almaya gidiyordum. Nusret Baban'a rastlamıştım. Bazı gazetelere zam yapılmıştı. Çok kızmıştım. Ve hemen karar almıştım. Aldığım iki gazeteden birini bırakacaktım. Nusret beyle bunu tartışmıştık. Sanki bu olay Nebile bakkalın önünde cereyan etmişti.
Geçen sabah sahilde oturuyorduk. Birazdan denize girecektik. Komşularıma birçok şey anlatırken bunu da anlatmıştım. Ve sevgili Hayriye Arda beni meraktan kurtarmıştı.
Annesi Emine Nazlı hanım, eşi Nusret Yengin beye gazete almak için her sabah Nebile bakkala gidermiş. Nebile hanım da, "niye siz zahmet ediyorsunuz, bir çocuk gönderin" dermiş. Emine Nazlı hanım da, "benim için bir yürüyüş oluyor" dermiş.
Gene bir sabah gazete almaya gitmiş. O sabah Nebile hanımın eşi Mustafa bey varmış dükkanda. Gazeteyi o vermiş. Katlanmış gazete ile eve gelmiş Emine Nazlı hanım. Nusret Yengin bey gazeteyi açtığında hiç okumadığı bir gazete ile karşılaşmış ve Emine Nazlı hanım tekrar bakkala gitmiş. Bu kez Nebile hanım dükkandaymış. Eşine dönmüş, "sen hiç Nusret beyin Cumhuriyet'ten başka gazete okuduğunu gördün mü" demiş.
Bazen küçük bir ayrıntı insanı mutlu etmeye yetiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder