8 Nisan 2010 Perşembe

25.3.2 SOSYAL GÜVENCE

CENTO uluslararası bir kuruluştu.

Benim gibi, doğrudan tayin olanların (Directly Recruited) emeklilik hakları yoktu.

Bakanlıklardan iki yıl için gelen (Seconded) memurlar, devlet memuru oldukları için Emekli Sandığı'na tabiydiler.

Odacılar ise Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamındaydılar ve sendikalıydılar.

Dışişleri Bakanlığı NATO Dairesi'nde yıldan yıla bütçeye konan "E" Cetveli'nde çalışmıştım.

Benim sadece Sümerbank Alım ve Satım Müessesesi'nde çalıştığım döneme ait devlet memurluğum vardı. Altı yıl Emekli Sandığı'na prim ödemiştim.

Yıllar büyük bir hızla geçiyordu. Hiçbir sosyal güvencem yoktu.

Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), "Geriye Doğru Borçlanma" koşulu ile eski hizmetlerin ihya edilmesine olanak sağlayacak bir yasa çıkardı. Bunu öğrenince Genel Sekreter'in Politik ve İdari İşler Yardımcısı Cavit Tarakçı'ya konuyu açtım.

Acaba bizim de sigortalı olmamız mümkün olabilir miydi?

Sayın Tarakçı, Dışişleri Bakanlığı'ndan iki yıl için CENTO'ya atanmış bir diplomattı.

İlgileneceğini söyledi.

***
CENTO beş üye devletin katma bütçesi ile çalışan bir organizasyondu. Her konuda beş devletin onayını almak gerekiyordu.

Gerek ABD, gerek İngiltere delegeleri bir sorun çıkarmadılar. Çünkü kendi memleketlerinde sosyal güvenceleri vardı ve bunun önemini biliyorlardı. Ama Pakistan ve İran delegeleri Cavit beyi çok uğraştırdılar.

Ben ise, bu konuda arkadaşlarımı ikna etmek için çok çaba harcadım.

Evli hanımlar, kocalarını "sigorta" olarak görüyordu.

Erkekler, kılı kırk yarıyordu.

Bendeki izlenim ise kimse kendi cebinden para çıksın istemiyordu. Çünkü aylık primlerin bir kısmını CENTO, bir kısmını bizler ödeyecektik.

Aslında bu insanları peşime takmama gerek yoktu. Ama ben, hepimizin daha iyi bir yaşlılık dönemi geçirmesini istiyordum. Bir benim iyi durumda olmam bana yetmiyordu. Hepimiz aynı derecede iyi durumda olmalıydık.

Böyle düşünüyordum.

***
Özel Sigorta Danışmanım sevgili Vedat Yarkın, Sümerbank Alım ve Satım Müessesesi ile Dışişleri Bakanlığı NATO Dairesi'ndeki hizmetlerimi birleştirdi. Geriye doğru olan borçlanmalarımı yaptı. Bana çok geniş kapsamlı bir dosya hazırladı.

Vedat beyden aldığım her bilgiyi arkadaşlarıma aktarıyordum ama onları bir türlü ikna edemiyordum.

Özel Danışmana güvenmediklerini anlayınca, Serap (Ekin) aracılığı ile, SSK'dan bir yetkilinin gelmesini sağladım. Onlar sordu. Yetkili cevap verdi.

Bazıları hemen katıldı.

Bazıları daha geç katıldı.

Sonunda hepsi katıldı.

***
Bütçe Komitesi'ndeki müzakereler iki yıl sürdü. Bu arada Cavit Tarakçı'nın görev süresi bitmiş, Dışişleri Bakanlığı'na dönmüş, yerine gene Bakanlıktan Nazmi Akıman gelmişti.

O da çok uğraştı.

Sonunda Bütçe Komitesi'nden onay çıktı.

Bu onayın çıktığı gün Cavit beye teşekkür mektubu yazdım. Telefonla cevap verdi.

Hayatta iki şeyi çok iyi yaptım.

Teşekkür etmek ve özür dilemek.

Bu iki vasfı da annemden tevarüs ettim.

***
Ben 1975 yılında emekli oldum.

CENTO uluslararası bir kuruluş olduğu için SSK'dan emekli olmam CENTO'da çalışmama engel teşkil etmedi.

Henüz emekli olmayanlar, emekli olanlara karşı bir hareket başlatmışlar. Benim yıllık iznimi kullandığım günlerde bir arkadaşımızın evinde toplantılar yapmışlar.

Ben sonradan duydum.

Halbuki bu toplantılara öncülük edenler de, bu toplantıya evsahibeliği yapanlar da, bu toplantıya katılanlar da bizim arkadaşlarımızdı.

Hedeflerden biri de bendim.

Ben ayrılınca yerime geçeceklerini zannediyorlardı. Halbuki, bir tarihte, İdari İşler Müdürü (Director of Administration) olan bir İngiliz, ki benim birinci derecede müdürümdü (Immediate Boss), izinden döndüğüm gün, "senin masana oturanlar, senin yerini doldurduklarını zannediyorlar" demişti.

***
Bu arkadaşlar, emekli olduğumuz gün işten ayrılmamızı istiyorlardı.

Böyle yapmadığımız için bizi eleştiriyorlardı.

Ve kendileri emekli olduklarında, kesinlikle, istifa edeceklerini söylüyorlardı.

Emekli oldular.

Ama istifa etmediler.

Çünkü, hem SSK'dan, hem CENTO'dan maaş almak hoşlarına gitti.

***
Bu eylemlerden etkilenen Faruk Uyanıker arkadaşımız, günü geldiği halde, korkudan, emekli olmuyordu.

Ona, "Korkma, çalışana kimse bir şey yapmaz, sen biran evvel emeklilik hakkını almaya bak" diyordum.

Ve buna benzer daha pek çok şey söylüyordum. Söylediklerime inanır gibi görünüyordu ama gene de eyleme geçemiyordu.

Bir gün Genel Sekreterimiz Ümit Haluk Bayülken'e gitmiş.

Korkularını anlatmış.

Haluk bey de, "Olcay hanım da emekli, acaba onu kim yerinden edebilir" demiş.

Faruk, Haluk beyin odasından çıkınca doğru bana geldi ve aralarında geçen konuşmayı sıcağı sıcağına anlattı.

Rahatlamış görünüyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder