Resepsiyonistler şirketi hatta şirketin sahibini temsil ederler.
Şirketin sahibi orada bulunmadığı için resepsiyonistler orada bulunmaktadırlar. O’nun adına “Buyrun” derler. O’nun adına “Size nasıl yardımcı olabilirim” diye sorarlar.
Hem giriş katında hem de katlar arasında görev yapan resepsiyonistler her şeyden önce güler yüzlü olmak zorundadırlar.
Şirkete gün boyu gelenlerin yalnız gelişlerinde değil gidişlerinde de aynı ilgiyi göstermelidirler.
Onlarla konuşurken gözlerinin içine bakmalı isimleriyle hitap etmelidirler.
Burada kendi yaşantımdan bir örnek vermek istiyorum. 1963 yılında ilk kez Londra’ya gittiğimde pasaport memuru pasaportumu eline aldı ve gözlerimin içine bakarak “Miss Akkent Londra’da ne kadar kalacaksınız” dedi.
Düşünebiliyor musunuz, hiç tanımadığınız biri, gözünüzün içine bakarak adınızla size hitap ediyor. O kadar şaşırmıştım ki “Bu adam beni nereden tanıyor” diye yüzüne bakakalmıştım. O da, İngilizce sorduğu bu soruyu anlamadım sanarak soruyu tane tane tekrarlamıştı.
1963’ten önce de sonra da yurtdışına çok gittim. Ama en çok İngiltere’yi sevdim.
İngiltere’yi diğer ülkelerden daha çok sevmemde acaba o gümrük memurunun etkisi olmuş mudur diye hâlâ düşünürüm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder