En kötüsü iktidardan düşmektir.
Damdan da düşülür.
Kuyuya da.
***
Ama benim düşmem bunların hiçbirine benzemiyor.
Bodrum’da, sabahın erken bir saatinde, Atatürk Caddesi’nde kaldırımdan düştüm. Sırtüstü. Boylu boyunca.
Güneş gözlüğüm bir yana, küçük para çantam bir yana, ben bir yana.
Köşem Taksi’nin şoförü kaldırdı beni. Yerden.
Yasemin Eczanesi’nin kalfası Selin Şubat, bakkal Sibel Oktay, Fırıncı Hacer Sencer bir iskemle verdiler. Oturdum. Biraz şaşkın.
Hanım kızlar bir yandan beni suluyorlar, bir yandan da kolonya ile ovuyorlar. 112’yi çağıralım diye de bağrışıyorlar.
Ben direniyorum. Çünkü Şefika gelecek. Eve gitmem lazım.
***
“Kusacağım” diyorum.
(Hemen bir pencere açıyorum.
Yıl 1968. İsviçre’deyim.
Türkiye’ye dönüyorum.
Lozan’dan hava meydanına gidiyorum.
Yol arkadaşım kaza yapıyor.
Cenevre’de bir hastanedeyim.
Komadan yeni çıkmışım.
Öğlene doğru doktor geliyor.
Beni muayene ediyor.
Ben devamlı öğürüyorum.
Hiçbir müdahalede bulunmuyor.
Sadece, gözlerini dikmiş bana bakıyor.
Çok kızıyorum.
Ankara'ya döndüğümde Ağabeyime anlatıyorum.
Meğer o durumda hiç kimse hiçbir şey yapamazmış.
Dr. Steiner'in yaptığı gibi sadece bakılırmış.
Çünkü bu beyin travmasının doğal bir sonucuymuş.
Hemen pencereyi kapatıyorum)
“Kus” diyorlar.
Ne iyi insanlar.
“Kusma, buraları kirletme” demiyorlar.
***
O sırada karşımda bir bey durdu. Görüyordum o beyi. Bazen benim evin önünden de geçiyordu. Hep beyazlar giyiyordu. Yaşı belli olmayan bir adamdı.
“Terastaydım. Sizi düşerken gördüm. Ben sağlıkçıyım” dedi.
Hanımlardan bir şişe su istedi.
Suyu her iki dizimden aşağıya döktü.
Ben ferahladım.
“Bunu unutmayın, kan dolaşımını sağlar” dedi.
Unutmamak için hemen belleğime yazdım.
Sağlıkçı, gitmedi, bekledi.
İki gün sonra, evi bildiği halde gelmedi.
Eczaneye uğradı.
Nasıl olduğumu sordu.
Hiç kimseye ön yargılı olmamalı.
Bunu öğrenmek için düşmek mi lazımdı?
Kimbilir.
Belki de.
***
2 Ağustos Salı sabahı yardımcım Şefika gelecekti. Bir gün önce telefon ettim,
“Sen doğru gel, gazete ile ekmeği ben alırım” dedim.
Eğer kaderimizi kendimiz çiziyorsak ben o dakikada çizmiştim.
Yok, eğer bu dünyaya, kaderimiz çizilmiş olarak geliyorsak
ben o gün, o dakikada, orada düşecektim.
Köpeğin beyaz dişlerini göstererek havlaması da.
Benim korkarak bir adım geri kaçmam da.
Hatta anlık denge kaybı da.
Teferruattı.
***
Artan bir kalabalıkla eve geldim.
O sırada Yasemin Eczanesi’nin diğer kalfası Pınar Özaltın göründü.
“112’yi çağırıyorum” dedi.
Sesimi çıkarmadım.
Çünkü Şefika gelmişti.
***
Bodrum Devlet Hastanesi’ne gittik.
Acil’den içeri girdik.
Kafamın içinde tilkiler dolaşıyor.
Kuyruklarını birbirine değdirmemeye çalışıyorum.
***
Pınar herkesi tanyor. Herkes de onu tanıyor.
O herkesi seviyor. Herkes de onu seviyor.
Böyle biriyle beraber olmak insana güven veriyor.
***
“Beynim” diyorum.
“Protezlerim” diyorum.
Kendimce sıralıyorum.
“Merak etmeyin. Elimde liste var. Hepsini çekeceğim” diyor yeşiller giymiş rontgen teknisyeni hanım.
Ve zarfı elime verirken, “İyi saklayın, hangi hastaneye gitseniz sizden bunları isterler, siz bugün çok radyasyon aldınız” diyor.
Bunu da belleğime yazıyorum.
Herkes bana çok iyi davranıyor.
Herkesi seviyorum.
***
Ortopedist Dr. Kadir Yaldız rontgenlere baktı.
Sol omuzda çıkık ve çatlar var.
Bir de kemiklerde zayıflık.
Benim kemiklerin nasıl zayıf olur?
Sıralıyorum okul öncesi, okul sırası, okul sonrası yaptığım sporları.
Doktor bey sabırla dinliyor ve soruyor.
“Kaç yaşındasınız?” diyor.
Doğru.
O zaman kaç yaşındaydım, şimdi kaç yaşındayım?
“Protez ameliyatlarınızı kim yaptı?” diyor.
Elindeki rontgene bakarak.
“Dr. Ayhan Nedim Kara” diyorum.
Gururla.
Sol kalçamdaki protez 6 yıllık. Sağdaki 11.
Bir ortopedist, başka bir ortopedistin yaptığı ameliyatı beğeniyor.
Alkışlıyorum Dr. Kadir Yaldız’ı.
Örnek olsun meslektaşlarına.
“Nerede yaptı?” diyor.
“Bezm - i Alem Vakıf Gureba Hastanesi’nde” diyorum.
***
Kolum manşon gibi bir şeyin içine kondu. Askıya alındı.
Teknik adıyla Velpo Bandajı ile sarıldım.
Ağustos sıcağında, keçeler içindeyim.
***
İlk on gün çok zordu.
Yalnızdım.
Komşular, dostlar, arkadaşlar gün boyu çok ilgilendiler.
Ama geceler...
Kadim dostum Sema Özşen’in sevgili eşi Haluk Özşen,
sabah geldi kahvaltımı hazırladı,
akşam geldi kapımı kilitledi.
Hepsi bu kadar mı?
Hiç bu kadar olur mu?
***
Bir sabah Pınar, “Sizi yıkamaya geldim” dedi.
Ertesi sabah Selin, “Sizi silmeye geldim” dedi.
Hepsi bu kadar mı?
Hiç bu kadar olur mu?
Yasemin Eczanesi’nin sahibi Ecz. Yasemin Yalçın Çakır,
eğer hoşgörü göstermeseydi hiç o çocuklar benim için
bu kadar koşturabilirler miydi?
Ne kadar çok insana teşekkür borçluyum.
***
Mazhar Vardar duyduğu an koşarak geldi.
O sırada Yaprak Çetinkaya musluğun altında saçlarımı yıkıyordu.
Ne manzara...
Hep hatırlanacak.
***
İlknur Olgun.
Bir evlat ancak bu kadar ilgilenir. Hakkı ödenmez.
Vuslat Olgun.
Doğayı evime taşıdı.
“Sevgi”.
Ne kadar çok ihtiyacımız var.
Kaç yaşında olursak olalım.
***
Acil’den içeri girdiğim andan itibaren gönderdiği enerjilerle bana güç veren
Reiki ustam ve dostum Ali Murat Güldoğan, bin yaşasın, sevgiyle kalsın.
***
Düştüğümün ancak onbirinci günü sağlanabildi bir refakatçi.
Emine Kocabaş, Nazilli’den geldi.
***
Altı hafta sonra keçelerden kurtuldum.
Tanrım, özgürlüğün ne demek olduğunu anlayabilmem için ille de keçelere mi sarılmam gerekiyordu?
***
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Doktoru Burak Bozlar’ın var olması,
yetkin olması, donanımlı olması, güler yüzlü olması. evime yakın olması
tedavinin hemen başlamasını sağladı.
Sol elim ve parmaklarım manşondan şiş olarak çıktı.
Dr. Bozlar’a sağ elimi gösteriyorum,
“İşte böyle ihtiyar bir el istiyorum” diyorum.
“Onun gibi olacak” diyor.
İnanıyorum.
Güveniyorum.
İnanmak ve güvenmek ne kadar önemli.
21 kez yapılan tedaviden iyi sonuç alındı.
Ve iki elim eşitlendi.
Bilgisayarda tekrar on parmakla yazmaya başladım.
Seviniyorum.
İstanbul’dan sekiz kilo vererek gelmiştim.
Üç buçuk kilo da tedavi sırasında verdim.
Meğer fizik tedavi metabolizmayı hızlandırırmış.
İnsan neler öğreniyor.
***
İskemle koltukta geçen elli beş gece.
İlk kez yatakta yatmanın mutluluğu.
2 Ağustos – 2 Ekim.
Koca bir yaz.
2011 böyle mi hatırlanacak?
***
Dr. Bozlar, “Şimdi vals yapacağız” diyor rehabilitasyona başlarken.
Kolumu bir sağa, bir sola götürüyor.
Küçük oyunlar oynayabilmek.
Hayata gülümseyerek bakabilmek.
Bunları sevgiyle yapabilmek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder