Bütün gün inşaatın başında dururdum. Ustalarla güne başlar, ustalarla azad olurdum. Artık giderek kaba sıva kumu ile ince sıva kumunu birbirinden ayırır hale gelmiştim.
Bir gün, "bu kadarı da fazla" dedim. İnşaatın dışında kendime başka bir uğraş bulmam gerektiğine karar verdim.
***
Tam o günlerin birinde Devlet İzbudak’ın evinde, arkadaşlarla yarenlik ederken, kapıdan içeri Saynur Gelendost girdi ve boş oturup, boş konuştuğumuz için bize kızdı.
Böylece Saynur Gelendost, Devlet İzbudak, Tangör Kaygısız, Sümer Kayalar ve ben "Temizlik Gönüllüsü" olduk.
Bugün çok yaygın olan sivil toplum örgütlerinin ilkini 1979 yılında biz kurduk Bodrum'da.
Saynur hanım başkanımızdı.
***
Mahalle mahalle, sokak sokak, kapı kapı dolaştık. Neler yapmamız gerektiğini, niçin yapmamız gerektiğini, nasıl yapmamız gerektiğini anlattık.
Bize el vermelerini istedik, yerlilerden. Bodrumlulardan.
O zamanlar insanlar böyle örgütlenmelere alışık olmadıkları için bizi yadırgadılar. Küçümsediler. Alay edenler bile oldu. Yılmadık.
***
Ertuğrul Önüt Bodrum Belediye Başkanı'ydı. Cumartesi sabahları Belediye'nin büyük salonunda toplantı yapardık.
Başkan, her toplantımıza gelir, tüm eleştirilerimizi hoşgörü ile karşılar, bize yardımcı olurdu.
Başlangıçta Bodrumlular da toplantımıza geldiler. Ama sonra, nedense, katılmadılar. Eğer katılmış olsalardı Bodrum bugün çok farklı bir konumda olurdu.
İnsanların "ben bir kişiyim ne yapabilirim" saplantısından kurtuldukları gün yalnız Bodrum'un değil, Türkiye'nin de çok şey kazanacağına inanıyorum.
***
Temizlik Gönüllüleri olarak Belediye Salonunda yaptığımız ilk toplantıya Dr. Alim Ekinci'yi de davet etmiştim. Neredeyse, hiç uyumadan 24 saat çalışan Alim beyin birkaç saatini bize ayırması çok önemliydi. Alim bey yalnız gelmekle kalmadı konuşma da yaptı. Bizi hem onurlandırdı hem de yüreklendirdi.
Alim bey pratisyen bir doktordu. Yedek subaylığını İstanbul'da Heybeli Ada Deniz Hastanesi'nde ağabeyimin yanında yapmıştı. Sırf bu nedenden değil, bugünün moda deyimiyle, adam gibi adam olduğu için, her derdime derman olmuş, sırasında kulağımı yıkamış, sırasında pansumanımı yapmıştı.
Alim bey, en küçük cerrahi müdahaleden çocuk doğurtmaya varıncaya kadar, Bodrumluya hizmet verdi. Çoğu hastasından para almadığı gibi, ya onlara ilaç verdi ya da ceplerine para koydu.
Artık hayatta olmayan Alim bey, bugün de, küçüğünden büyüğüne kadar herkes tarafından saygı ve sevgiyle anılır Bodrum'da.
***
Bir yıl Temizlik Gönüllüsü olarak çalıştıktan sonra tekrar Ankara'ya döndüm. Çünkü, bana teklif edilen bir işi kabul etmiştim. Ve ben artık bundan böyle yalnız tatil yapmak için gidecektim Bodrum'a. Çalıştığım için bu tatiller kısa süreli olacaktı. Buna rağmen gene de her Bodrum'a gidişimde Saynur hanıma yardımcı oldum.
Saynur hanım zaman içinde yeni gönüllü arkadaşlar buldu. Bulduklarının çoğu benim gibi sonradan Bodrum'a gelenlerdi. Yani baştaki yanlış hep devam etti. "Bizler daha az, Bodrum'lular daha çok olursa bu iş yürür" derdim.
Ne yazık ki hep ben haklı çıktım.
***
Saynur hanımın etrafında kimselerin kalmadığı günler de oldu.
"Tek başıma çalışıyorum" derdi.
Ben de, "siz tek başınıza bir ordusunuz" derdim.
İçtenlikle.
***
Onu alkışlayanlar da oldu, alkışlamayanlar da. Takdir edenler de oldu, etmeyenler de. Sevenler de oldu, sevmeyenler de. Bir menfaat karşılığı çalıştığını düşünenler bile oldu. Hatta büyük çoğunluk böyle düşündü. Daha doğrusu Bodrumlu böyle düşündü. Örneğin, "Belediye Başkanı olmak için çalışıyor" dediler.
Binbir zorlukla Çöp Teknesi ve Çöp Evleri yaptırmıştı.
Çöp teknesi yapılmıştı ama içi boştu. Ben de o günlerde üç gün için Bodrum'a gitmiştim.. Hemen teknesine koştum. Bana ihtiyacı olabilirdi. Çok sevindi. "Çöp teknesinin içine eşya koymamız lazım. Bodrumlular beni sevmiyor, ama seni seviyorlar. Çarşıya git. Dükkan dükkan dolaş. Gerekli malzemeleri topla" dedi.
Aylardan Ağustos. Saat 12.00. Güneş tepemde. Çarşıya gittim. Cemal Uslu'dan başladım. Her dükkana girdim çıktım. Ne istedimse verdiler. Ne verdilerse aldım. Leğen, kova, süpürge, yastık, battaniye, vb.
Götürdüm Saynur hanıma teslim ettim. Sevindi.
Hiç unutmuyorum, Çilek sokağının başındaki Red Lion Diskosu'nun önünde Mehmet Arda ile Ahmet Arda duruyorlardı. Anlattım. Mehmet bey hemen elini cebine attı. Para çıkardı. 5 lira mıydı yoksa 50 lira mıydı? İşte öyle bir şey verdi. "Siz bununla istediğinizi alın" dedi.
Götürdüm onu da verdim Saynur hanıma.
"Bana bayrak lazım. Kibare (Uslu) hanıma söyle. Yapıversin" dedi. Ölçüsünü verdi. Biçimini tarif etti.
Tekrar bizim mahalleye gittim o sıcakta. Kibare'ye anlattım. "Ben yapamam parasını vereyim siz bir yere yaptırın" dedi. "Önce bir Saynur hanımla konuşayım sonra gelir parayı alırım" dedim.
Tekrar tekneye gittim. "Kibare böyle böyle diyor" dedim. Kıyamet koptu. "Bir iş istedim yapamadınız" dedi. O öğle sıcağında dükkan dükkan dolaşıp topladıklarımın hepsi bir anda sıfırlandı.
***
Her Sonbahar, Türkiye'nin muhtelif yerlerinden gelen gönüllüleri Bodrumlu gönüllülerle buluşturur, kıyıları temizlemek için Gökova'ya götürürdü.
Bunun için bile hoş olmayan şeyler söylendi. "Mehtapta rakı içmek için gidiyorlar" diyenler oldu.
Halbuki onlarca naylon torbaya sığdırdıkları çöpleri Bodrum'a döndüklerinde Liman'a, Denizciler Kahvesi'nin önüne, yığarlardı. Herkes görsün diye.
***
Saynur hanımın bitmez tükenmez bir enerjisi, kırılmaz bir inadı, önlenemez bir çalışma hırsı vardı.
Ve bu üç özelliğinden hiç ödün vermedi.
Saynur hanımın diğer bir özelliği de takipçi olmasıydı. Görevi verir, peşini bırakmazdı.
İtiraf etmeliyim ki bunaldığım günler çok oldu.
***
Saynur hanım sanatçıydı. Gazete kağıtlarından heykeller yapar, bunları sergilerdi. Bununla yetinmez, "Bodrumlu Sanatçılar" adıyla kurduğu toplulukların, yalnız Bodrum'da değil, başka şehirlerde de karma sergiler açmasına öncülük ederdi.
Kendini o kadar "çevreye" adamıştı ki bu çok sevdiği sanatını bile icra edemediği zamanlar oldu.
Ki bu sergiler, biraz da, onun gelir kaynağı idi.
***
Termik santralların kapatılması yönünde verilen mahkeme kararına uyulmadığı için 1994 yılında açlık grevine başlamıştı. Hiçbirimiz onu durduramadık. 12 gün sürdü. Eğer zamanın Başbakanı Süleyman Demirel ve Kültür Bakanı Fikri Sağlar söz vermeselerdi inadı yüzünden ölecekti.
Ölmedi ama böbreklerine çok zarar verdi.
Saynur hanım çoğunu kendi istediği için, ama pek çoğu da kendisinden istendiği için, birçok sivil toplum örgütünün kuruluşuna ve eylemlerine katıldı.
Bazılarının sözcüsü oldu.
***
Başta onunla alay edenler sonra kendilerine de lazım olduğunda ondan yardım istediler.
Hiç gönül koymadı.
Her doğru bildiği davanın arkasından koştu.
Uzun mesafe koşucusu gibi koştu.
Kalbine yenik düşene kadar.
***
Abdi İpekçi Barış Ödülü'nü en çok hak edenlerdendi.
Her 23 Nisan Çocuk Bayramı'nda, Yunanlı çocukları davet ederdi Bodrum'a.
Az iş değildi.
Gönüllüleri toplamak. Hepsine görev vermek.
Önce yerel yönetimi ikna etmek. Sonra bedava otel, bedava lokanta, bedava araç bulmak.
Dükkanları dolaşmak. Hediye toplamak.
Onları misafir çocuklara eşit olarak dağıtmak.
En önemlisi o çocukların sorumluluğunu taşımak.
Ve bu eylemi yıllarca sürdürmek.
Saynur hanım bir Fenomen'di.
***
"Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır" derler.
Doğrudur.
Ama burada pek de alışık olmadığımız bir durum söz konusudur.
Saynur hanımın arkasında, eşi Can Gelendost vardı.
***
2 Mart 2003 günü, Saynur hanım Bodrum'da öldüğünde ben İstanbul'daydım.
Cenazesine gidemedim.
ÇEKÜL aracılığı ile adına yedi tane ağaç diktim.
Temizlik Gönülleri'nin ilk beş kurucusu olan bizlerin isimleriyle.
O ağaçlar her yıl biraz daha büyüyorlar.
Harika bir resim. Sema (Aydınelli) Özşen verdi.
Binlerce teşekkür.
Tanrım herkes ne kadar genç…
Sol başta Filiz Tan. Basketbol öğretmeni. Saynur hanım ile onun evine çok sık giderdik. Galiba bizim mahallede oturuyordu. Yanındaki küçük çocuk meğer kızıymış. Küçükler büyüyor. Hilal Türkşen, bugün benim Facebook arkadaşım. İnanmak zor. Ama gerçek.)
Hilal'in arkasındaki hanımı tanımıyorum.
Sonra sırayla Saynur Gelendost, Daçya Kurtaran, Devlet İzbudak, Sema Aydınelli, Tangör Kaygusuz ve ben.
Benim yanımda Bodrum Belediye Başkanlarından Ertuğrul Önüt.
Arkada başı görünen muhtar İbrahim Denizaslanı ve Suzan (Acar) Tammer.
Resimde bir Sümer Kayalar yok.
Fotoğrafçı Sulhi beyin dükkanının olduğu sokağı örnek sokak yapmak istemiştik.
Nitekim oraya bir levha koymuşuz.
Biz 1979’un yazında kurduk Temizlik Gönüllüleri'ni. Bu resim aynı yılın sonbaharında çekilmiş olmalı. (Yıllar sonra, Filiz Tan bu fotoğrafın 1979 yılında değil, ya 81 ya da 82'de çekilmiş olabileceğini söyledi.)
Fotoğrafa bir kez daha baktım. Ne kadar çok şey hatırladım. Öyledir. Fotoğraflar insana çok şey söyler. Bu nedenle olsa gerek bazılarını saklar, bazılarını yırtar atarız.
***
Tam o günlerin birinde Devlet İzbudak’ın evinde, arkadaşlarla yarenlik ederken, kapıdan içeri Saynur Gelendost girdi ve boş oturup, boş konuştuğumuz için bize kızdı.
Böylece Saynur Gelendost, Devlet İzbudak, Tangör Kaygısız, Sümer Kayalar ve ben "Temizlik Gönüllüsü" olduk.
Bugün çok yaygın olan sivil toplum örgütlerinin ilkini 1979 yılında biz kurduk Bodrum'da.
Saynur hanım başkanımızdı.
***
Mahalle mahalle, sokak sokak, kapı kapı dolaştık. Neler yapmamız gerektiğini, niçin yapmamız gerektiğini, nasıl yapmamız gerektiğini anlattık.
Bize el vermelerini istedik, yerlilerden. Bodrumlulardan.
O zamanlar insanlar böyle örgütlenmelere alışık olmadıkları için bizi yadırgadılar. Küçümsediler. Alay edenler bile oldu. Yılmadık.
***
Ertuğrul Önüt Bodrum Belediye Başkanı'ydı. Cumartesi sabahları Belediye'nin büyük salonunda toplantı yapardık.
Başkan, her toplantımıza gelir, tüm eleştirilerimizi hoşgörü ile karşılar, bize yardımcı olurdu.
Başlangıçta Bodrumlular da toplantımıza geldiler. Ama sonra, nedense, katılmadılar. Eğer katılmış olsalardı Bodrum bugün çok farklı bir konumda olurdu.
İnsanların "ben bir kişiyim ne yapabilirim" saplantısından kurtuldukları gün yalnız Bodrum'un değil, Türkiye'nin de çok şey kazanacağına inanıyorum.
***
Temizlik Gönüllüleri olarak Belediye Salonunda yaptığımız ilk toplantıya Dr. Alim Ekinci'yi de davet etmiştim. Neredeyse, hiç uyumadan 24 saat çalışan Alim beyin birkaç saatini bize ayırması çok önemliydi. Alim bey yalnız gelmekle kalmadı konuşma da yaptı. Bizi hem onurlandırdı hem de yüreklendirdi.
Alim bey pratisyen bir doktordu. Yedek subaylığını İstanbul'da Heybeli Ada Deniz Hastanesi'nde ağabeyimin yanında yapmıştı. Sırf bu nedenden değil, bugünün moda deyimiyle, adam gibi adam olduğu için, her derdime derman olmuş, sırasında kulağımı yıkamış, sırasında pansumanımı yapmıştı.
Alim bey, en küçük cerrahi müdahaleden çocuk doğurtmaya varıncaya kadar, Bodrumluya hizmet verdi. Çoğu hastasından para almadığı gibi, ya onlara ilaç verdi ya da ceplerine para koydu.
Artık hayatta olmayan Alim bey, bugün de, küçüğünden büyüğüne kadar herkes tarafından saygı ve sevgiyle anılır Bodrum'da.
***
Bir yıl Temizlik Gönüllüsü olarak çalıştıktan sonra tekrar Ankara'ya döndüm. Çünkü, bana teklif edilen bir işi kabul etmiştim. Ve ben artık bundan böyle yalnız tatil yapmak için gidecektim Bodrum'a. Çalıştığım için bu tatiller kısa süreli olacaktı. Buna rağmen gene de her Bodrum'a gidişimde Saynur hanıma yardımcı oldum.
Saynur hanım zaman içinde yeni gönüllü arkadaşlar buldu. Bulduklarının çoğu benim gibi sonradan Bodrum'a gelenlerdi. Yani baştaki yanlış hep devam etti. "Bizler daha az, Bodrum'lular daha çok olursa bu iş yürür" derdim.
Ne yazık ki hep ben haklı çıktım.
***
Saynur hanımın etrafında kimselerin kalmadığı günler de oldu.
"Tek başıma çalışıyorum" derdi.
Ben de, "siz tek başınıza bir ordusunuz" derdim.
İçtenlikle.
***
Onu alkışlayanlar da oldu, alkışlamayanlar da. Takdir edenler de oldu, etmeyenler de. Sevenler de oldu, sevmeyenler de. Bir menfaat karşılığı çalıştığını düşünenler bile oldu. Hatta büyük çoğunluk böyle düşündü. Daha doğrusu Bodrumlu böyle düşündü. Örneğin, "Belediye Başkanı olmak için çalışıyor" dediler.
Binbir zorlukla Çöp Teknesi ve Çöp Evleri yaptırmıştı.
Çöp teknesi yapılmıştı ama içi boştu. Ben de o günlerde üç gün için Bodrum'a gitmiştim.. Hemen teknesine koştum. Bana ihtiyacı olabilirdi. Çok sevindi. "Çöp teknesinin içine eşya koymamız lazım. Bodrumlular beni sevmiyor, ama seni seviyorlar. Çarşıya git. Dükkan dükkan dolaş. Gerekli malzemeleri topla" dedi.
Aylardan Ağustos. Saat 12.00. Güneş tepemde. Çarşıya gittim. Cemal Uslu'dan başladım. Her dükkana girdim çıktım. Ne istedimse verdiler. Ne verdilerse aldım. Leğen, kova, süpürge, yastık, battaniye, vb.
Götürdüm Saynur hanıma teslim ettim. Sevindi.
Hiç unutmuyorum, Çilek sokağının başındaki Red Lion Diskosu'nun önünde Mehmet Arda ile Ahmet Arda duruyorlardı. Anlattım. Mehmet bey hemen elini cebine attı. Para çıkardı. 5 lira mıydı yoksa 50 lira mıydı? İşte öyle bir şey verdi. "Siz bununla istediğinizi alın" dedi.
Götürdüm onu da verdim Saynur hanıma.
"Bana bayrak lazım. Kibare (Uslu) hanıma söyle. Yapıversin" dedi. Ölçüsünü verdi. Biçimini tarif etti.
Tekrar bizim mahalleye gittim o sıcakta. Kibare'ye anlattım. "Ben yapamam parasını vereyim siz bir yere yaptırın" dedi. "Önce bir Saynur hanımla konuşayım sonra gelir parayı alırım" dedim.
Tekrar tekneye gittim. "Kibare böyle böyle diyor" dedim. Kıyamet koptu. "Bir iş istedim yapamadınız" dedi. O öğle sıcağında dükkan dükkan dolaşıp topladıklarımın hepsi bir anda sıfırlandı.
***
Her Sonbahar, Türkiye'nin muhtelif yerlerinden gelen gönüllüleri Bodrumlu gönüllülerle buluşturur, kıyıları temizlemek için Gökova'ya götürürdü.
Bunun için bile hoş olmayan şeyler söylendi. "Mehtapta rakı içmek için gidiyorlar" diyenler oldu.
Halbuki onlarca naylon torbaya sığdırdıkları çöpleri Bodrum'a döndüklerinde Liman'a, Denizciler Kahvesi'nin önüne, yığarlardı. Herkes görsün diye.
***
Saynur hanımın bitmez tükenmez bir enerjisi, kırılmaz bir inadı, önlenemez bir çalışma hırsı vardı.
Ve bu üç özelliğinden hiç ödün vermedi.
Saynur hanımın diğer bir özelliği de takipçi olmasıydı. Görevi verir, peşini bırakmazdı.
İtiraf etmeliyim ki bunaldığım günler çok oldu.
***
Saynur hanım sanatçıydı. Gazete kağıtlarından heykeller yapar, bunları sergilerdi. Bununla yetinmez, "Bodrumlu Sanatçılar" adıyla kurduğu toplulukların, yalnız Bodrum'da değil, başka şehirlerde de karma sergiler açmasına öncülük ederdi.
Kendini o kadar "çevreye" adamıştı ki bu çok sevdiği sanatını bile icra edemediği zamanlar oldu.
Ki bu sergiler, biraz da, onun gelir kaynağı idi.
***
Termik santralların kapatılması yönünde verilen mahkeme kararına uyulmadığı için 1994 yılında açlık grevine başlamıştı. Hiçbirimiz onu durduramadık. 12 gün sürdü. Eğer zamanın Başbakanı Süleyman Demirel ve Kültür Bakanı Fikri Sağlar söz vermeselerdi inadı yüzünden ölecekti.
Ölmedi ama böbreklerine çok zarar verdi.
Saynur hanım çoğunu kendi istediği için, ama pek çoğu da kendisinden istendiği için, birçok sivil toplum örgütünün kuruluşuna ve eylemlerine katıldı.
Bazılarının sözcüsü oldu.
***
Başta onunla alay edenler sonra kendilerine de lazım olduğunda ondan yardım istediler.
Hiç gönül koymadı.
Her doğru bildiği davanın arkasından koştu.
Uzun mesafe koşucusu gibi koştu.
Kalbine yenik düşene kadar.
***
Abdi İpekçi Barış Ödülü'nü en çok hak edenlerdendi.
Her 23 Nisan Çocuk Bayramı'nda, Yunanlı çocukları davet ederdi Bodrum'a.
Az iş değildi.
Gönüllüleri toplamak. Hepsine görev vermek.
Önce yerel yönetimi ikna etmek. Sonra bedava otel, bedava lokanta, bedava araç bulmak.
Dükkanları dolaşmak. Hediye toplamak.
Onları misafir çocuklara eşit olarak dağıtmak.
En önemlisi o çocukların sorumluluğunu taşımak.
Ve bu eylemi yıllarca sürdürmek.
Saynur hanım bir Fenomen'di.
***
"Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır" derler.
Doğrudur.
Ama burada pek de alışık olmadığımız bir durum söz konusudur.
Saynur hanımın arkasında, eşi Can Gelendost vardı.
***
2 Mart 2003 günü, Saynur hanım Bodrum'da öldüğünde ben İstanbul'daydım.
Cenazesine gidemedim.
ÇEKÜL aracılığı ile adına yedi tane ağaç diktim.
Temizlik Gönülleri'nin ilk beş kurucusu olan bizlerin isimleriyle.
O ağaçlar her yıl biraz daha büyüyorlar.
![]() |
Temizlik Gönüllüleri. |
Binlerce teşekkür.
Tanrım herkes ne kadar genç…
Sol başta Filiz Tan. Basketbol öğretmeni. Saynur hanım ile onun evine çok sık giderdik. Galiba bizim mahallede oturuyordu. Yanındaki küçük çocuk meğer kızıymış. Küçükler büyüyor. Hilal Türkşen, bugün benim Facebook arkadaşım. İnanmak zor. Ama gerçek.)
Hilal'in arkasındaki hanımı tanımıyorum.
Sonra sırayla Saynur Gelendost, Daçya Kurtaran, Devlet İzbudak, Sema Aydınelli, Tangör Kaygusuz ve ben.
Benim yanımda Bodrum Belediye Başkanlarından Ertuğrul Önüt.
Arkada başı görünen muhtar İbrahim Denizaslanı ve Suzan (Acar) Tammer.
Resimde bir Sümer Kayalar yok.
Fotoğrafçı Sulhi beyin dükkanının olduğu sokağı örnek sokak yapmak istemiştik.
Nitekim oraya bir levha koymuşuz.
Biz 1979’un yazında kurduk Temizlik Gönüllüleri'ni. Bu resim aynı yılın sonbaharında çekilmiş olmalı. (Yıllar sonra, Filiz Tan bu fotoğrafın 1979 yılında değil, ya 81 ya da 82'de çekilmiş olabileceğini söyledi.)
Fotoğrafa bir kez daha baktım. Ne kadar çok şey hatırladım. Öyledir. Fotoğraflar insana çok şey söyler. Bu nedenle olsa gerek bazılarını saklar, bazılarını yırtar atarız.
Olcay Hanım merhaba, ben Sümer Kayalar'ın oğlu Özgür. Anılarınızı yayınlayarak ne kadar harika birşey yapmışsınız. Çocukluk arkadaşım Yaprak'ı da size desteği için tebrik etmek istiyorum.
YanıtlaSilŞu anda annem de yanımda, selamları var. Onun dediğine göre siz Bodrumlu Gönüllüler olarak mahalle mahalle dolaşıp sokaklara çamaşır, bulaşık suyu dökenleri, yeterli su tesisatı olmayan evleri tespit ederek belediyeye rapor ederken ben de 4 yaşındaki halimle sizin yanınızda dolaşıyormuşum, sürekli de karnım acıkıyormuş. Saynur Teyze de "Evden çıkarken şu çocuğa sandviç yapsana!", diye kızarmuş hep.
Sevgili Özgür,
YanıtlaSilFacebook'taki 'Eski Bodrum' sayfasında, Filiz Tan'a şöyle yazmıştım:
Sevgili Filiz, dün sizinle ahbaptım.
Bugün kızınızla arkadaş.
Büyüdüler. Yetiştiler. Bizi geçmek üzereler.
Evet, bu sizin için de aynı.
O zamanlar bizler, gönüllüler olarak, Bodrum'un sokaklarında koştururken, sizler de bizim arkamızdan koşturuyordunuz çocukça.
Bugün büyüdünüz. Anılarımı okudunuz. Bana sesleniyorsunuz.
Ne mutlu bana. Artık arkadaşız.
Bana yazdığınız için çok teşekkür ederim. Böyle yüreklendirici yorumlar alınca yorgunluğum geçiyor.
Annenize sevgilerimi, babanıza da 'geçmiş olsun' dileklerimi iletiniz, lütfen.
Sevgiyle kalın.