İstanbul’a geldiğim günlerde bir CV vermiştim. Çok sonra aldığım bir davet üzerine Genel Müdür Mehmet Özcan ile tanıştım.
YGM kuruluşlara çeşitli konularda hizmet veriyordu.
Mehmet Özcan, önce Eczacıbaşı Holding'in İlaç kısmına bir arşiv çalışması yapmamı istedi.
Sonra Sheraton Oteli’nde evrak, dosyalama ve arşiv üzerine bir Eğitim Programı yapmamı istedi.
Daha sonra Eczacıbaşı için yaptığım arşiv çalışmasının tıpkı eşini YGM için de yapmamı istedi.
Ve son olarak da YGM elemanlarına eğitim vermemi istedi.
Bu Eğitim Genel Müdür’ün odasında yapılacaktı. Saat 14.00’te başlayacaktı. Ben Genel Müdür’ün masasında oturacaktım. Genel Müdür de YGM çalışanlarıyla beraber karşımda yerini alacaktı.
Bazen anlatarak, bazen okuyarak, bazen ekranda göstererek, bazen de anılarla süsleyerek zenginleştirecektim konuşmamı.
Çok iyi hazırlanmıştım. Çünkü YGM eğitim veren bir kuruluştu. Ben tereciye tere satacaktım.
O gün Genel Müdür’ün başka bir kuruluşta görüşmesi vardı. Saat 14.00 oldu.
Hepimiz ayakta bekliyorduk, ama Mehmet Özcan gelmedi.
Genel Müdür Yardımcısı başlayabileceğimi söyledi. Ben kabul etmedim. Çünkü konuşmacının ilk andan itibaren katılımcıyı avucunun içine alması gerekirdi. Bunun için herkes toplantının yapılacağı yerde hazır olmalı, sonradan kapı açılmamalı, kimse içeri girmemeliydi. Yoksa hem konuşmacının hem katılımcının dikkati dağılırdı.
Ayrıca Genel Müdür’ün ilk andan itibaren orada olmasını istiyordum.
Mehmet Özcan biraz sonra geldi. Hepimiz yerlerimizi aldık. Geciktiği için özür diledi. Yalnız bir ricası vardı. Beni dinlerken acaba bir şeyler yiyebilir miydi?
Tabii yiyebilirdi.
Garson çağrıldı. Mehmet Özcan sandviçini ve kahvesini söyledi. Bana da “başlayın”dedi.
Genelde teşekkür konuşmaları sonda yapılır. Ben başta yaparım. Tek tek herkese teşekkür ederim. Niçin teşekkür ettiğimi de açıklarım. Böylesi daha etkileyici olur. Teşekkür konuşmam bitti.
Garson elinde tepsi ile kapıyı açtı.
Mehmet Özcan garsona eliyle “çık”dedi. Garson çıktı.
Unutulmaz bir an.
Mehmet Özcan, belki de benim böylesine bir giriş ile eğitime başlayacağımı tahmin etmediğinden, belki de biri konuşurken bir şey yemenin saygısızlık olacağının farkındalığına geç vardığından garsona eliyle "çık" demiş ve dört saat boyunca bir şey yemeden beni dinlemişti.
-----------------------------------------------------
ÖNEMLİ BİR NOT: Adettir her sunumdan sonra, sunumu yapana bir not verilir.
Benim için ise aşağıdaki not verilmiştir.
HO - HUM (ho-ham okunuyor.
İlk on dakikada herkesi yanına almak, kucaklamak manasına geliyor.
Teşekkür / Anılar / Hitabet / Zevkli dakikalar
Mehmet Özcan, “Örnek almamız gereken bir başlangıç yaptı” demiş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder