6 Haziran 2010 Pazar

18.3 AĞABEYİM DR. OKTAY CUMHUR AKKENT

Her kardeş birbirini sever mi bilmiyorum. Ama biz birbirini çok seven iki kardeştik.

Ağabeyim, yıllar önce, Murat ile Mehmet'in birbirlerini kıskandıklarını bir arkadaşına anlatırken, "Biz Olcay'la birbirimizi hiç kıskanmadık" demişti. Aslında, biz değil, ben kıskanmadım. Çünkü, sevilen ağabeyimdi. Bu sevilme sadece görsel olmazdı, sözlü de olurdu. Örneğin, "Seni de severim, ama ağabeyin başka" derlerdi.

Ağabeyim gerçekten başkaydı. Ben de ağabeyimi başka bulurdum. Hem de çok başka.

Güzel bir çocuktu. Güzel huylu bir çocuktu. Sevilmeyi hak eden bir çocuktu.

***
Annem, ne zaman gökyüzünde yeni çıkmış ay görse, "Ay gördüm Allah, amentü billah, aylar mübarek olsun elhamdülillah" dedikten sonra, gözlerini sımsıkı kapar, "ağabeyinin resmini getir" derdi.

Götürürdüm.

Bir gün, şaka yollu, "benimle yaşıyorsunuz, ama ağabeyimin resmine bakıyorsunuz" dedim. "Ama sen de onu çok seversin" dedi.

Doğru. Ağabeyimi çok severdim.

***
1947 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin 4. sınıf asker öğrencileri, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni tamamlamak üzere Ankara'ya getirildiler.  Bu gelenlerin içinde ağabeyim de vardı. 

Ağabeyim en önde. Sol başta. Çünkü sınıf çavuşu.

***
Ağabeyim, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden, Deniz Tabip Teğmen olarak mezun oldu.

Böylece 1947'den 1950'ye kadar üç yıl  beraber olduk.

1950'de kıt'a hizmeti yapmak için Gölcük'teki Onaran Gemisi'ne tayin edildi.

1953 yılında, Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde (GATA) Kadın Hastalıkları ve Doğum ihtisası yapmak için tekrar Ankara'ya geldi.

Bu kez, daha uzun, aynı evde beraber yaşadık.
Belki de hayatımızın en güzel yıllarıydı.
Gençtik.
Umutluyduk.

***
Ağabeyim, çok iyi bir ağabeydi. Beni baloya, gece kulüplerine, pikniğe, sinemaya, tiyatroya götürürdü.

Beni beğenir miydi, bilmiyorum. Bildiğim, evlenmeğe karar verdiği zaman nasıl bir kızla evlenmek istediğini sorduğumda, "İşte, senin gibi" demişti.

***
Ağabeyim, ihtisasını tamamladı ve Gölcük Deniz Hastahanesi'ne tayin oldu.

Ankara Garı'nda çok büyük bir kalabalık vardı. Ağabeyimi sevenler onu yolcu etmeğe gelmişlerdi. 

Çok ağlamıştım. O kadar çok ağlamıştım ki yaşlı bir hanım, "Kızım, bu bey nereye gidiyor" diye merak etmişti. Herhalde benden dünyanın öbür ucunda bir yer ismi bekliyordu. "Gölcük" dediğimde çok şaşırmıştı.

Aslında beni ağlatan onun yakına veya uzağa gitmesi değildi. 
Artık üçümüz, bundan böyle, aynı evde beraber olamayacaktık.
Nitekim öyle oldu.

***
Ben çalışıyordum. Bazı yaz tatillerinde annemle Gölcük'e giderdik.
Biz, Orduevi'nde kalırdık.
Ağabeyim bekardı. Ev tutmamıştı. Hastahanede kalıyordu.

Çok güzel günlerdi.
Sabah kahvaltısından sonra ben plaja giderdim.
Ağabeyimin kardeşi olduğum için herkes benimle ilgilenirdi.

Öğle yemeğini annemle terasta yerdik.
Akşam yemeğinde ağabeyimle beraber olurduk.

Beyaz bahriye elbisesiyle salona girdiğinde herkesin gözü üzerinde olurdu.



Ağabeyim, gerek kişiliği, gerek mesleki başarısı ile herkes tarafından çok sevilirdi.
Annem oğluyla, ben ağabeyimle gurur duyardık.

Sadece kendi mesleğinde değil, kurduğu Kan Bankası'yla da, Gölcük ve çevresinde olduğu gibi, İstanbul'da da, hatta diğer şehirlerde de adından söz ettirirdi.

Çalışkandı. Yaratıcıydı. Yenilikçiydi. Yardımseverdi.

***
Ağabeyim, 1960 yılında evlendi.

Ayla, Adana'lı bir ailenin kızıydı. Baba Lütfü Kalağoğlu tüccardı ve arkasında iyi bir isim bırakarak ölmüştü. Anne Nazmiye Kalağoğlu ise çok muhterem bir hanımdı. Dört oğlu, kızı, gelinleri ve torunları ile saygın bir aile yaşantısı vardı.

***
Ağabeyim Gölcük’ten İstanbul’a Kasımpaşa Deniz Hastanesi’ne atandı. Şişli’de Halaskargazi Caddesi üzerinde muayenehane açtı.

Nişantaşı’nda ev tuttular.

Ağabeyim Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Lions gibi derneklerde gönüllü olarak çalıştı.

Aile Planlaması Derneği’nin Şişli Şube’sini kurdu. Bu dernek için İstanbul’da 43 sergi açtı.

Radyo konuşmaları, televizyon programları yaptı. Dergilere, gazetelere yazılar yazdı. Okulların Aile Birliği toplantılarına katıldı.

***
Sonra bir gün başına hiç hak etmediği bir olay geldi.

Özel bir hastanede yaptığı sezaryen operasyonu ile, ailede sifilis gibi kalıtımla geçen hastalıklarda olduğu gibi spina - bifida'lı (belinde bir delik olan) ayrıca hidrosefal (büyük başlı) bir çocuk dünyaya getirmişti.

Çocuk hem erken doğmuştu hem de sakattı. Ameliyattan sonra öldü.

Ağabeyimin kasten öldürdüğü şeklinde bir ihbar yapıldı.
Dava açıldı.

Basın, mal bulmuş mağribi gibi üzerine gitti.
İnanılması güç senaryolar yazıldı.

***
Ben, 1943'de gittiğim Ankara'dan, kırk yıl sonra, 1983'de; ağabeyim için, ona yakın olmak için, ona moral vermek için, İstanbul'a döndüm.

Mahkeme dört yıl sürdü. Sonunda beraat etti. Ama bu dört yılı Sağmalcılar Cezaevi'nde geçirdi.

***
Ağabeyim, Sağmalcılardan, hiç değişmeden, hiç acılaşmadan, aynı sevecenlikle çıktı.

Askeri Tıbbiye’den sınıf arkadaşı sevgili Zeki Ayhan Uygur, bir kez bana, "Oktay'ın kalbi yeni doğmuş bir çocuk kalbi kadar saf ve temizdir" demişti.

Ağabeyimin bu yeni doğmuş çocuk kalbi, yaşamı boyunca hep saf ve temiz olarak kaldı.

***
Ağabeyimle Ayla'nın evliliği yirmibeş yıl sürdü. Sonra ağabeyim bir gün, Ayla'dan kendisini boşamasını istedi. Ayla ağabeyimi boşadı.

Üzüntüler üst üste geldi. Herkes kendi üzüntüsünü kendisi yaşadı.
Ben, yaradılışım gereği, yalnız kendiminkini değil, herkesinkini de yaşadım.

Hâlâ da yaşıyorum.
***
Ağabeyim ikinci kez evlendi. Ben bu evliliği onaylamadım.
Ağabeyim bana küstü.

Annem, o çok güzel kardeşliğimizin bir gün yara alacağını duyabilseydi kesinlikle inanmazdı. Hele, çomak teyzemin oğlu Fuat dayım hiç inanmazdı. Çünkü bir kez, "Olcay, sizin kardeşliğinize hayranım. Biz Nermin'le çok mesafeli olduk. Sizin gibi olmayı çok isterdim" demişti.

***
1997 yılının son günlerinde ağabeyim telefon etti.
"Birbirimize küs ölmeyelim" dedi.

Hemen kabul ettim. Çünkü o benim ağamdı.
İki gün sonra Harbiye Orduevi'nde buluştuk.

Ağabeyim, küçük oğlu Mehmet ve ben.
Üçümüz.
Akşam yemeği yedik.
Sonra ağabeyimi evine bıraktık.
Mehmet'e, "Güzel bir geceydi" dedim.


Ağabeyim Oktay Cumhur Akkent. 
Cumhuriyet çocuğu. 
Annem, “Öğle vakti Cumhuriyet Bayramı topları atılırken dünyaya geldi.” derdi. 
(28 Ekim 1925)


Ağabeyim ve ben. 
Ne yazık ki resmin arkasında tarih yok, Sadece Cartolino Postole yazıyor. 


Ağabeyim ve arkadaşları. 
Soldan sağa: Osman Köksal, Melih Ölçer, ağabeyim, Zeki Ayhan Uygur, Muin Bektik.


1958 yılında Gölcük Deniz Hastahanesi’nde gönüllü olarak kan merkezi kurmuş olan ağabeyim, 10 şişeden fazla kan bağışında bulunanlar için yapılan özel merasimde bağışlayıcılardan ikisine rozet takıyor.

8 yorum:

  1. Allah rahmet eylesin Dr. Aylbayima.

    Beni Gulhane hastanesinde doguran kendisidir. Seneler sonra ise benim kizimi dunyaya getirmistir. Yasadigim ilk gunku sikintilarda bana aile olmus ve beni desteklemistir.

    Onun ile ilgili hos bir iki animda vardir. Musait bir zamanda yazip gonderirim.

    YanıtlaSil
  2. Sayın Niyazi Doralp, ağabeyimle ilgili yorumunuza çok teşekkür ederim.
    Beni hem duygulandırdınız hem de mutlu ettiniz. Onunla ilgili anılarınızı okumak isterim. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  3. Sayın Oktay Cumhur Akkent 1966 da Gölcük Deniz Hastanesinde doğumumu gerçekleştirmiş.Annem hala kendisinden hürmetle bahseder.Oğlu Mehmet ile Işık Lisesi'nden sınıf arkadaşıydık.1982 yazındaki basının o çirkin ve vicdansız tavrı ne yazıkki günümüzdede pek çok konuda aynen devam ediyor.Hiçbir şey yapanın yanına kar kalmaz.Sayın Akkent'e rahmet diliyorum.
    Levent Övünç

    YanıtlaSil
  4. Sayın Övünç, beni çok mutlu ettiniz. Sizin gibi düşünen ve yorum yapan insanlara ne kadar çok ihtiyacım var bilemezsiniz. Dediğiniz gibi yapanın yanına kar kalmıyor. Ama mağdur tarafa da bir kazanç sağlamıyor.

    Mehmet'ciğimin sınıf arkadaşı olmanız beni çok sevindirdi. Eminim o günlerde ona çok destek olmuşsunuzdur.

    Lütfen. annenize saygılarımı iletin. Size de teşekkürlerimi ve en iyi dileklerimi sunuyorum.

    YanıtlaSil
  5. Allah rahmet eylesin . Şu an öğrendim vefatı Çok uzgunum yalan dunyanın işleriyle uğraşırken çok istediğim halde kendısını zıyaret edemedım. 1964 yılında Gölcük'te Deniz hastanesınde dogumumu gerçeklestırmıstı.Adımı kendisinden almışım .Ailem hep sevgı ve saygıyla yad etmişlerdir.
    Başınız sağolsun .
    Oktay Karataş.

    YanıtlaSil
  6. Sayın Oktay Karataş,
    25 Temmuz'da gönderdiğiniz iletinizi biraz önce tesadüfen gördüm. İnternet, devamlı kendine göre değişiklikler yaptığından böyle hoş olmayan durumlarla karşılaşmak maalesef mümkün oluyor. Benim dışımda bir olay olmasına karşın gene de bu gecikme nedeniyle sizden özür diliyorum.

    Ağabeyim hakkında yazdıklarınızı beni çok duygulandırdı. Çok teşekkür ederim. Ağabeyim 26 Ocak 2001 tarihinde sabaha karşı vefat etti. Çok büyük bir acı oldu. Yalnız ailesi tarafından değil yakından tanıyan herkes tarafından çok sevildi.

    Sayın Karataş, ağabeyimin verdiği adınızla bin yaşayın. Lütfen ailenize saygı ve sevgilerimi iletin. Hepimizin başı sağ olsun.



    YanıtlaSil
  7. Selamlar Olcay Hanım, ben bir tesadüf eseri öğrendim ağabeyinizin öyküsünü. Internet medyasında hala yer alan yazılarda ağabeyiniz sanki suçlu bulunup mahkum edilmiş gibi ifadeler var. Bu yazıların bazılarının sonunda sadece kısa bir cümleyle "tekrar yargılandı ve beraat etti" ifadesi konmuş. Sonuçta beraat etmiş bir insan hakkında yazıların büyük kısmında isnat edilen suçları işlemiş gibi yazılması etik ve ahlaki değil bence. Bilmiyorum bu konuda yasal yollara başvurdunuz mu veya başvurmayı düşünüyor musunuz?
    Ayrıca, başınız sağolsun.

    YanıtlaSil
  8. Sayın Olcay Hanım,

    Sadece bir tesaduf eseri internette gezerken rahmetli babam Melih ÖLÇER in resmini abinizin yaninda gördüm. Babamin hiç bilmediği bir resmi idi. Sizlere çok teşekkür ederim. Semih ÖLÇER
    SAYGILARIMLA

    YanıtlaSil