Bugün o ağrılar yok.
Sadece habercisi var.
Dizimden aşağı doğru bir çekilme oluyor ve bacaklarım atmaya başlıyor. Bazen kısa bazen uzun sürüyor. Devamlı sallamak ve evin içinde yürümek zorunda kalıyorum. Ve bu, daha çok gece oluyor.
Ne gece ne de gündüz uyuyabiliyorum.
Henüz teşhis konmadığı için ilaç kullanmıyorum. “
Yukarıdaki satırlarla başlayan ve üç sayfa tutan Sağlık Dosyamı İZAN Özel Sağlık Hastanesi Beyin Cerrahı Dr.Ramazan Başkan’ın önüne koydum.
Okudu.
Sadece onu mu?
Amerika’da yaşamakta olan çift ihtisaslı sevgili dostum Dr. İbrahim Aksoy’un gönderdiği ilaç kullanımı ile ilgili bilgileri kapsayan dört sayfalık metni de önüne koydum.
Onu da okudu.
Kendisine teşekkür ettim.
***
Dr.Ramazan Başkan tomografi çektirmemi istedi. Çektirdim. Çekilen tomografiye göre Doktor bey beynimi beğendi.
Ben de beğenirim.
***
Ama beyin hücrelerinde azalmalar vardı. Bu da yaşım gereği normal sayılıyordu.
İlaç olarak Gabaset, 100 mg. verdi.
Ederi 4.20 TL.
Ve ben bu ilacı aldığım gece uyudum.
***
78 gece ve gündüz hiç gözünü kırpmayan ben, ilk kez, 4 lira 20 kuruşluk ilaçla uyudum.
Doktor Ramazan beyin sekreterine telefon ettim, “yeniden dünyaya gelmiş gibiyim” dedim.
***
Her 20 günde bir yapılacak kontrolden sonra bu 100 mg., giderek 200 mg., 300 mg. olabilirdi.
Eczacı Hanım, “800 mg.’a kadar var” dedi.
Müjde verir gibi.
***
Bir hasta bir hastaneden ne bekler?
Temizlik, düzen, randevuya sadakat.
Bunların hepsi İZAN Özel Sağlık Hastanesi’nde vardı.
Ya bir doktordan?
Güven. İlgi. Anlayış.
Bunların hepsi Dr.Ramazan Başkan’da vardı.
Ya personelden?
Terbiye.
Nalan Şakar seçilmiş bir sekreterdi.
Operatörler ise Telefon Adabı bilen gençlerdi.
***
Günlerden bir gün Hürriyet Gazetesi’nde Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun bir yazısını okumuştum. Okudukça hayretler içinde kalmıştım. Müftüoğlu sanki beni anlatıyordu. Anlatılan Huzursuz Bacak Sendromu idi.
Tabii hemen internet’e girdim.
"Beyinde Depomin seviyesinde dengesizlik. Uyku ile ilişkili hareket bozukluğu..."
Tanrı başka dert vermesin.
Çünkü bu kadarı yeterdi.
***
Gecenin bir saatinde bacaklarınız sizi uyandırıyor.
Çünkü bacaklarınızda aşağıya doğru bir çekilme oluyor.
Kalkıyorsunuz. Başlıyorsunuz evin içinde yürümeye. Geçti diye tekrar yatıyorsunuz. Hayır. Geçmemiş. Tekrar kalkıyorsunuz. Tekrar yürüyorsunuz. Bu bazen bir saat sürüyor. Bazen daha kısa, bazen daha uzun.
***
Bu yıl (2009) Bodrum’a erken gittim.
Mayıs ayı sorunsuz geçti.
Ama sonra?
Anlatması çok zor.
Uykusuz geçen geceler.
Tanrı kimsenin başına vermesin.
Annem çok uykusuzluk çekerdi.
“Birine beddua mı edeceksin Allah gece uykusunu alsın de yeter” derdi.
***
Bacağınız aşağı doğru çekilmeye başlayınca yatağın kenarına oturuyorsunuz. Dizlerinizi açıp kapatıyorsunuz. Açıp kapatıyorsunuz.
Bu eylem sizin iradeniz dışında oluyor.
Bunu biri yaptırıyor?
O biri beyin olmalı.
Başka kim olabilir?
Bu durum insanı öyle yoruyor ki…
Beş saat sürdüğü geceler, hatta hiç yatağa yatmadığınız geceler oluyor.
***
Sabah o kadar halsiz oluyorsunuz ki evinizin sadece yirmi adım ötesindeki denize bile gidemiyorsunuz.
Gün boyu uzanıp yatıyorsunuz.
Biraz uyuyabilseniz.
Hayır.
Çünkü Uyku ile ilişkili hareket bozukluğu var.
Ah! bu internet…
İnsana neler öğretmiyor ki.
Öğretmenin ötesinde adamı ukala da yapıyor.
***
İşte o günlerin birinde kat’i kararımı verdim. Sadece el çantamı alacak,
hiç arkama bakmadan, bir daha geri dönmemek üzere, İstanbul’a gidecek
ve Başkent Üniversitesi Hastanesi’ne teslim olacaktım.
Uyumak istiyordum. Belki beni uyuturlardı.
***
Teyzemin torunu sevgili Haluk Erbel’e İstanbul’a gelmek istediğimi söylediğimde beni İstanbul’dan gelip alacak olan arabanın sürücüsünün izinde olduğunu söyledi.
İki hafta beklemem lazımdı. Ama benim bekleyecek halim yoktu.
***
Milas’taki İZAN Özel Sağlık Hastanesi’nin çok methini duymuştum. Oraya gitmeye karar verdim. Haluk’cuğum da beni destekledi.
Her zamanki gibi kadim dostum Mazhar’cığım (Vardar) gene bana kol kanat oldu. Arabasını verdi.
Sürücüsü Sami beni üç kez Milas’a götürdü.
Sami beni sadece Milas’a götürüp getirmekle kalmadı. Garaj Pidecisi’nde pide, köfteci Nazmi Usta’da da köfte yedirdi.
Bunlar hayatı renklendiren küçük ayrıntılardı.
En sıkıntılı günlerimdi.
Ama gene de keyfetmesini bildim.
***
Dr. Ramazan Başkan’ın verdiği Gabaset 100 mg. beni iyileştirmedi.
Zaten Dr. İbrahim Aksoy, “Gabaset (gabapentin) etkisini tam olarak görmek zaman alabilir. Dozu 200’e çıkardıktan sonra bile bir – iki hafta geçmesi gerekebilir” diye yazmıştı.
Sabırlı olmak lazımdı.
Ama sabrın da bir hududu vardı.
İkinci kontrolde Dr. Ramazan bey Gabaset 100 mg.’yi 300 mg.’ye çıkardı.
Akşamdan akşama alacaktım.
O da yetmedi.
Sabah - akşam almaya başladım.
***
31 Temmuz’da almaya başladığım ilaç ancak iki ay sonra vücuduma oturdu ve ben Huzursuz Bacak Sendromu’ndan kurtuldum.
Belki tam kurtulamadım.
Çünkü ara sıra, “ben burdayım” diyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder