Serap Ekin'i Sümerbank Alım ve Satım Müessesesi'nde çalışırken tanıdım.
Arkadaşlarımın anneleri içinde bir Gülten'in (Akbay) annesine, bir de Serap'ın annesine "teyze" dedim. Gerçekten Bedriye hanım teyze bana "teyzelik" yaptı.
Babası Osman Bey bir beyefendiydi.
Kardeşleri, dayıları, halaları, teyzeleri, yeğenleri, kuzenleri ve kuzinleri ile ayrı ayrı saygı ve sevgi dolu dostluklar kurdum.
O da benim aileme aynı saygı ve sevgiyi gösterdi.
Özellikle annemle çok iyi dost oldu. Annemin telefonda, "Serap'cım" derken çıkardığı sesin hâlâ kulağından gitmediğini söyler.
Benim kuzinim Melek ve kuzenim Haluk onun için ne ise, onun kuzini İrem ve kuzeni Kerem de benim için odur.
Ben nasıl Hale'nin kızları Yeşim ve Işın'a ilgi gösterirsem, o da ağabeyimin oğulları Murat ve Mehmet'e aynı ilgiyi gösterir.
Kardeşleri Hale, Demet ve Mazlum beni "abla" bilirler.
Mazlum'u tanıdığımda kısa pantolonlu bir çocuktu. Haftanın belli günlerinde Sümerbank'a gelir, öğle tatilinde ona İngilizce öğretirdim. Aradan yıllar geçti. Mazlum koca adam oldu. Ne zaman beraber olsak, hatta şehirlerarası telefonda konuşsak, bana hep bunu hatırlatır. Hatta benimle biraz İngilizce konuşur ve ne öğrendiyse benden öğrendiğini ve o zamandan beri de unutmadığını söyler.
***
Serap'ın iki dayısı vardı.
Biri Cemal Gönenç.
Diğeri Kemal Gönenç.
Cemal Gönenç, Ankara'nın Çankaya'sında Kaymakamlık, Ordu'da Valilik yapmış deneyimli bir bürokrattı. 1950 seçimlerinde, ki bu seçimde CHP Türkiye sathında hezimete uğramıştı; Cemal Gönenç, arkadaşları Şemsettin Günaltay, Ziya Soylu ve Sadık Perinçek ile Erzincan'dan CHP milletvekili seçilmişler, seçim dili ile tulum çıkarmışlardı. Yani dört milletvekilliğinin dördünü de kazanmışlardı.
Cemal Gönenç bir burjuvaydı. Bazen beni antika eşyalarla döşenmiş evine öğle yemeğine davet ederdi. Çok onurlanırdım.
Leyla (Maskar) yengemi bir yurtdışı gezisinde tanımış ve ilgisini çekmişti. Hatta yengem kısa bir ziyaret için Ankara'ya geldiğinde onu da yemeğe davet etmişti.
Arkadaşlarımın anneleri içinde bir Gülten'in (Akbay) annesine, bir de Serap'ın annesine "teyze" dedim. Gerçekten Bedriye hanım teyze bana "teyzelik" yaptı.
Babası Osman Bey bir beyefendiydi.
Kardeşleri, dayıları, halaları, teyzeleri, yeğenleri, kuzenleri ve kuzinleri ile ayrı ayrı saygı ve sevgi dolu dostluklar kurdum.
O da benim aileme aynı saygı ve sevgiyi gösterdi.
Özellikle annemle çok iyi dost oldu. Annemin telefonda, "Serap'cım" derken çıkardığı sesin hâlâ kulağından gitmediğini söyler.
Benim kuzinim Melek ve kuzenim Haluk onun için ne ise, onun kuzini İrem ve kuzeni Kerem de benim için odur.
Ben nasıl Hale'nin kızları Yeşim ve Işın'a ilgi gösterirsem, o da ağabeyimin oğulları Murat ve Mehmet'e aynı ilgiyi gösterir.
Kardeşleri Hale, Demet ve Mazlum beni "abla" bilirler.
Mazlum'u tanıdığımda kısa pantolonlu bir çocuktu. Haftanın belli günlerinde Sümerbank'a gelir, öğle tatilinde ona İngilizce öğretirdim. Aradan yıllar geçti. Mazlum koca adam oldu. Ne zaman beraber olsak, hatta şehirlerarası telefonda konuşsak, bana hep bunu hatırlatır. Hatta benimle biraz İngilizce konuşur ve ne öğrendiyse benden öğrendiğini ve o zamandan beri de unutmadığını söyler.
***
Serap'ın iki dayısı vardı.
Biri Cemal Gönenç.
Diğeri Kemal Gönenç.
Cemal Gönenç, Ankara'nın Çankaya'sında Kaymakamlık, Ordu'da Valilik yapmış deneyimli bir bürokrattı. 1950 seçimlerinde, ki bu seçimde CHP Türkiye sathında hezimete uğramıştı; Cemal Gönenç, arkadaşları Şemsettin Günaltay, Ziya Soylu ve Sadık Perinçek ile Erzincan'dan CHP milletvekili seçilmişler, seçim dili ile tulum çıkarmışlardı. Yani dört milletvekilliğinin dördünü de kazanmışlardı.
Cemal Gönenç bir burjuvaydı. Bazen beni antika eşyalarla döşenmiş evine öğle yemeğine davet ederdi. Çok onurlanırdım.
Leyla (Maskar) yengemi bir yurtdışı gezisinde tanımış ve ilgisini çekmişti. Hatta yengem kısa bir ziyaret için Ankara'ya geldiğinde onu da yemeğe davet etmişti.
Cemal bey, mide kanaması geçirdiği için doktoru perhiz yapmasını söylemişti. Ev halkı özenle perhiz yemeği hazırlardı. Ama Cemal bey önce sofrada ne varsa hepsinden yer sonra da, "Getirin benim perhiz yemeğimi!" derdi.
***
Kemal Gönenç ise İller Bankası'nda Hukuk İşleri Müdürü ve Teftiş Kurulu Başkanı olarak yıllarca çalıştı ve sonra emekli oldu.
Ailesine çok bağlı, çok ağır başlı, çok bilgili, çok güzel konuşan, bir beyefendiydi. Serap'ın deyimi ile bir "gönül adamı"ydı.
Kendimi Serap'ın ailesine o kadar yakın hissederim ki, örneğin Rabia Gönenç'e ben de "hala" derim.
***
Serap çok yardımseverdir. Yalnız kendi ailesine değil, arkadaşlarına, arkadaşlarının arkadaşlarına; dostlarına, dostlarının dostlarına; herkese, ama herkese yardım eder. Sanki bunun için dünyaya gelmiştir.
***
Ankara'nın sosyal hayatını; tiyatrosunu, sinemasını, açık oturumlarını, şiir gecelerini birlikte yaşadık.
Klasik müzik konserlerine beraber gittik.
Okuduğumuz kitapları birbirimize önerdik.
Kuzeni Güney Gönenç'e aynı saygıyı duyduk.
Sevdiğim arkadaşlarımı, sevdiğim arkadaşlarımla paylaşmayı sevdiğim için benim arkadaşlarım onun da arkadaşları oldu.
***
Ben, Sümerbank'tan Dışişleri Bakanlığı NATO Dairesine gittiğimde o da Çalışma Bakanlığı, Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü'ne gitti. Yıllarca Özel Kalem Müdürlüğü yaptı. Pek çok bakan, müsteşar ve genel müdürle çalıştı.
Sayıldı ve sevildi.
***
Yarım bıraktığı lise tahsiline sonradan devam etti. Çok büyük emekler ve çabalar sonunda lise diplomasını almayı başardı. Sonra Gazi Eğitim Enstitüsü'nün üç yıllık İngilizce Bölümü'nü bitirdi. İstenirse neler yapılabileceğini kanıtladı.
***
2000 yılında Şarköy'e yerleşti.
Karar vermek kolay olmadı.
Ama başardı.
Eşyalarını azalttı.
Kitaplarını değil.
Arkadaşlığımız 60 yılı çoktan aştı.
Serap Hanım benimde hayatımda çok az tanımama rağmen (bana hediye ettiği Atatürk yaka iğnesini saymazsam) çok sevdiğim iki insanın (Işın ve Sidar)en çok sevdiği dünya tatlısı "ana yarısı"olarak yaşadığım sürece varlığını sürdürecektir. Aydınlıklar onunla olsun
YanıtlaSilNesrin Ciğerim