6 Nisan 2010 Salı

36.4 YOKSA KALBİMDE BİR ŞEY Mİ VAR?


Üsküdar Tıp Merkezi'ne sık sık ilaç yazdırmaya giderdim. Dr. Özden Mürtezaoğlu ilacımı yazar, beni muayene eder, sağlıklı olduğum için sırtımı sıvazlar, beni yolcu ederdi.

Dr. Mürtezaoğlu, arkadaşım Serap Ekin'in çok iyi arkadaşıydı. Yalnız arkadaşı değil, aynı zamanda kendisinin ve ailesinin de doktoruydu. Bizi o tanıştırmıştı. Giderek Dr. Mürtezaoğlu ile ben de arkadaş oldum. Evime geldi. Evine gittim.

Üsküdar Tıp Merkezi'ne bir gidişimde onun başka bir sağlık merkezine tayin olduğunu öğrendim. Tabii çok üzüldüm. Yerine Dr. Lale Öztaş gelmişti.

1996 yılında, Dr. Lale Öztaş'ın odasına girdiğimde biraz tedirgindim. Acaba nasıl bir doktordu? Bana, Dr. Mürtezaoğlu'nun gösterdiği ilgiyi gösterecek miydi? Hemen kendimi tanıttım ve Dr. Özden Mürtezaoğlu'nun arkadaşı olduğumu söyledim.

Dr. Lale Öztaş, beni muayene etmek istedi. Önce tansiyonuma baktı. Sonra göğsümü dinledi. Beğendi. Sıra sırtımı dinlemeye geldi. Dinledi. Biraz durdu. Bana döndü. “Niçin kalbiniz hır hır ediyor?” dedi ve elime bir liste verdi. "Bunları yaptırın gelin." dedi. Aşağı indim. Dediklerini yaptırdım ve tekrar Dr. Lale Öztaş'ın odasına geldim.

Dr. Lale Hanım, getirdiklerime baktı, “Kalpten çıkan 3. damarda darlık var.” dedi. Sonra yüzüme baktı, Dr. Özden Hanım size bunu söylemedi mi?" dedi. "Hayır." dedim. "Ama arkadaşınız olduğunu söylemiştiniz." dedi.

Acaba niçin söylememişti? Bilmiyorum.

Dr. Lale Hanım, beni SSK Göztepe Hastanesi’ne gönderdi. Ve macera başladı.

SSK Göztepe ve Siyami Ersek hastanelerinin kardiyologları ‘aort’taki daralmaya ilaveten, kalp kapakçığımda kireçlenmenin de başladığını söylediler. Annemde de aynı sorun vardı. Annemin müdavim doktoru Burhanettin Tezel’e, “Nasıl bir önlem alabilirim?” dediğimde, “Hiçbir şey yapamazsın!” demişti: “Bir gün aort patlar ve her şey biter.” Nitekim öyle olmuştu.

Her altı ayda bir “eko” çektiriyordum ama annem için duyduğum endişenin benzerini, kendim için duymuyordum. Duymuyordum ama sabahları uyanınca, “A! Ne güzel, dün gece ölmemişim.” diyordum. Sonra bir gün kendime, “İnsan yalnız gece mi ölür?” diye sordum. Ve kısa bir zaman sonra ölmeyi unuttum.

SSK Göztepe Hastanesi’nin Kardiyoloğu Dr. Sümer Karamustafa, “Yorulmadan dinlenin.” demişti. O günden beri yorulmadan dinlenirim.

Bodrum Devlet Hastanesi Kardiyoloğu Dr. Nejat Sönmez, “Eğer ameliyat olursanız ömrünüz uzar.” dedi.

Tabii ömrümün uzamasını isterdim. Ama o günlerde uzun yaşamaktan daha çok yürümeyi istiyordum. Çünkü sol bacağımda bir sorun vardı. Yürüyemiyordum.

Şikâyet etmek ve ağlaşmak gibi bir adetim olmadığı için kimseye çektiklerimi söylemiyordum. Ama 2004 yılının yazında Bodrum’da, tam altı ay, koltuktan kalkmamacasına oturmuş, gün boyu Kemal Sunal filmleri seyretmiştim.

Komşularım, evimin önündeki meydanda, “Sana nazar değdi!” diye bağırırlardı. Tıpkı Üsküdar’daki komşularım gibi.

2005 yılında, ilk kez, 30 Eylül’de döndüm İstanbul’a. Ve döner dönmez, hemen Dr. Ayhan Nedim Kara’ya gittim. Sol kalçama da protez yapması için.

Ama Dr. Nejat Sönmez’in Bodrum’da çektiği ‘eko’yu gören doktorum beni ameliyat etmek istemedi.

Karar vermiştim. Önce kalp ameliyatı olacaktım, sonra da protez.

2005 yılının Kasım ayında sevgili dostum Prof. Dr. Türkan Erbengi’nin evinde KVC Uzmanı Dr. Altuğ Tunçer ile tanıştım. Aort ameliyatım Kartal Kalp Eğitim ve Araştırma Yüksek İhtisas Hastanesi’nde yapılacaktı. Koşuyolu Kartal’a taşınmıştı. Önce anjiyo yapıldı. Damarlarım açıktı. Çok sevindik.

Yüksek İhtisas Hastanesi; hastane kokmayan, koridorlarında insanların dolaşmadığı, konforlu odalarda “Hilton tipi” banyoların olduğu, refakatçiler için gece yatağa çevrilen koltukların bulunduğu, her gün çarşafların değiştiği bir hastaneydi. Umarım hâlâ öyledir.

Haluk’cuğum ve Mehmet’ciğim, yurtdışındaydılar. Beni hastaneye apartman komşum

sevgili Gülseren Sarıtaş götürdü. Eşi Yemliha Sarıtaş, sabahın erken bir saatinde arabasının anahtarını istemiş. Gülseren bir şey anlamamış. Bir süre sonra Yemliha Bey, anahtarı masanın üzerine bırakmış. “Arabaya benzin doldurttum. Olcay ablayı rahat götür.” demiş. Her zaman hatırlanacak, hiç unutulmayacak bir anı.

Dr. Nejat Sönmez’in çektiği ‘eko’ o kadar mükemmeldi ki o ‘eko’ ile ameliyat oldum.

“Ameliyat oldum.” demesi kolay da acaba nasıl oldum?

Benim kanım (A) RH negatif. Öyle kolay bulunan bir kan değil. Bu ameliyat taze kanla yapılıyor. Sekiz tane donör bulacaksınız. Onların hepsi hastaneye gelecek. Kanları kontrol edilecek. Beş tanesi geri gidecek. Üç tanesi ameliyat günü hastanede hazır olacak. Hatta ameliyathanenin kapısında bekleyecek.

İstanbul kazan, biz kepçe. (A) RH negatif kan arıyoruz. Tabii ben aramıyorum. Haluk Erbel ve Taylan Emcioğlu arıyorlar. Ben ‘ya bulunamazsa’ diye yürek çarpıntısı çekiyorum.

İkisini Haluk buldu. İkisini de Taylan. Gerisi?

Kartal Kalp Eğitim ve Araştırma Yüksek İhtisas Hastanesi’nde yattığınız özel odayı öyle istediğiniz kadar işgal edemiyorsunuz. O kadar ki, yoğun bakımda kaldığınız gece bile odanızı boşaltıyorsunuz. Eşyalarınızı ve refakatçinizi eve gönderiyorsunuz. Ve ertesi günü, yoğun bakımdan çıkınca, başka bir odaya yeniden giriş yapıyorsunuz. Eğer boş oda bulabilirseniz.

Yani, kanı buldunuz. Buyurun ameliyathaneye. Bulamadınız. Buyurun evinize.

Benim çok sevgili diş doktorum Halil Yazıcı Haluk Erbel’in kayınbiraderi. Haluk ona telefon etmiş. “Ağabey, ben Antalya'dayım.” demiş. Demiş ama, Halil dünya güzeli bir insan. Yalnız doktor olarak değil, insan olarak da eşi az bulunanlardan. Hemen ilgili yerlere başvurmuş.

Taylan hastanenin “kan verme” odasında otururken kapıdan içeri dört tane emniyet görevlisi girmiş, “Olcay Akkent’e kan vermeye geldik.” demişler. Taylan adamların boynuna sarılmış. O günden beri ne zaman bu sahneyi düşünsem ya da birilerine anlatsam ağlarım. Şimdi yazarken de ağıyorum.

Günler sonra bu delikanlılara teşekkür etmek için adres istediğimde Halil, “Eğer böyle bir şey yaparsanız çok üzülürler, hatta incinirler, çünkü onlar bunu görev biliyorlar.” dedi.

Prof. Emre Kongar ile Mehmet Barlas’ın birlikte sundukları “Yorum Farkı” programını izleyenler belki hatırlayacaklardır. Anadolu’da ameliyatlar anestezi uzmanı ile değil anestezi teknisyeni ile yapılıyormuş. Prof. Kongar, bu konuda aldığı bir mesajı bize, “Olacak şey mi?” diye sunmuştu.

Eğer programa telefonla katılma olasılığı olsaydı, Sayın Kongar’a, “Anadolu’ya kadar gitmeye gerek yok, ben İstanbul’un ortasında, Kartal’da, aort ameliyatımı anestezi teknisyeni ile oldum.” diyecektim. Evet! Yanlış duymadınız. Anestezi teknisyeni ile aort ameliyatı. İstanbul’un ortasında.

Teknisyenin ne kadar başarılı olduğunu bilmiyorum. Bildiğim, o günden beri sol elimin küçük parmağındaki uyuşukluğun hâlâ devam ettiğidir.

Prof. Dr. Türkan Erbengi, “Efendim, düşünmeyin artık bunları, unutun.” derdi.

Ben de “Nasıl unuturum? Bilgisayarda on parmakla yazı yazarken uyuşuk parmağım ile “U” harfine basamıyorum. Zorunlu olarak elimi kaldırıyorum, işaret parmağımla “U” harfine basıyorum.” derdim.

Tabii aort ameliyatı kolay bir ameliyat değil. Özellikle benim yaşımdaki biri için hiç değil. Herkese haber verdim. Adeta vedalaştım. Hatta büyüklerimle helalleştim.

Yasakladığım halde gene de ziyaretime gelenler oldu. Sevgili Sevim Göktekin, hiç bilmediği Kartal’a şehir araçları ile gelmişti. Önce hastaneyi, sonra da beni bulmuştu elinde çiçeği ile.

Sevgili yeğenim Mehmet Akkent, evlenmeye karar verdiği Ayça’yı hastaneye getirmişti benimle tanıştırmak için.

Gönderdiği enerji ile ameliyatlarımın başarısında büyük payı olan, hatta ameliyatın seyrini değiştiren Reiki Master Ali Murat Güldoğan gecenin bir saatinde odadan içeri girmişti. Öğretmenler Günü toplantısından çıktıktan sonra, elinde çiçeği ile.

Ya! Haluk’cuğum. İşyeri Levent’te, evi Yeniköy’de, hastane Kartal’da. Her gün geldi.

Hastaneye giderken yanıma bir defter almıştım. Refakatçimden her arayanı yazmasını istemiştim. “Niçin?” diye sormuştu. “Ameliyat sonrası teşekkür etmek için.” demiştim.

93 kişi telefon etmişti. Kimi bir defa. Kimi beş defa. Kimi on beş defa. Bu 93 kişiyi ben biriktirmiştim. Sevgimle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder