Bu yazıyı okur okumaz hemen Bodrum'a koşmayı, hatta Salı günleri kurulan Milas Pazarı'na gitmeyi ve başı sümbüllü Yörük kadınlarını seyretmeyi çok arzu ettim. Ama benim Bodrum'a gitmek için saptadığım tarih ancak Mayıs ayı ortaları olabilirdi. O beş ayı sabırsızlıkla bekledim ve Bodrum'a varır varmaz hemen Gümüşlük'e gittim ve Oral Gönenç'i buldum.
Yıllar sonra Oral Gönenç "Bodrum'da Yeniden" adında bir kitap yazdı. (Celsus Yayıncılık) Hemen aldım. Sonra dostlar vasıtasıyla kendisine ulaştım. Hem kendimi hatırlattım, hem kitabı nasıl keyifle okuduğumu anlattım, hem de kitabından bazı satırları anılarıma almak istediğimi söyledim. Müsaade etti. Çok sevindim.
Oral Gönenç kitabının 42. sayfasında şöyle yazıyordu
"...Gümüşlük insanı böyle saf ve temizdi. Çoğu tanıdıklarım ancak askere gittiklerinde gördüklerini söylerlerdi büyük kentleri. Askere giderken de, köyden biniyorsun eşeğe, doğru Bodrum. Yirmi üç kilometre. Oraya varınca otobüse, kamyona binmeden, eşeğin başını köye çevirip ipini semerine sarıyorsun, kıçına bir şaplak, o kadar yoldan köye dönüyor kendi kendine. Hele köyde yavrusu varsa koşa koşa gidiyor geriye. Yolda kimse ne elliyor, ne çalıyor eşeği. Otuzlar, kırklar, elliler ya da daha öncesi bu dediğim..."
Bu satırlar beni çok gerilere götürmüştü. Örneğin, yıllar önce Partenkirchen'de (Güney Almanya) kaldığım Barbara Pansiyonu'nun önünden sabahları inekler geçerdi. Boyunlarındaki çıngırak sesinden anlardım geçtiklerini. Hemen pencereye koşardım. Başlarında kimse olmazdı. Pansiyonun önü dört yol ağzıydı. Diğer yollardan gelen inekler aynı dakikada bu dört yol ağzında buluşurlardı. Sonra hep beraber otlamaya giderlerdi. Akşam üzeri geri dönerken, gene o dört yol ağzına gelirler ve her biri kendi ahırlarının yoluna sapardı.
O zamanlar bu gördüklerim bana inanılması çok güç bir şeymiş gibi gelmişti.
Oral Gönenç'in anlattıklarını okuyunca bizim eşeklerin onların ineklerinden çok daha marifetli olduklarını düşündüm. Çünkü bizimkiler kendi kendilerine yirmi üç kilometre gidiyorlardı.
***
Oral Gönenç Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısında şunları da yazıyordu:
Yaşamı paylaştığım İngiliz bayan arkadaşım her yıl bir sure ülkesine gider. Bakın ne yazıyor oradan: "…Bil bakalım kahvaltıda ne yedim? Derin dondurucudan çıkıp kızartıcıya girmiş ekmek, microwave’de pişmiş yumurta, instant çay ve süt tozu. İmdat! Dönene kadar dayanabilecek miyim? İmdat…"
Ben, Karen’in mektubunu okurken kahvaltı soframda kara ekmek, yörüklerin keçi tulum peyniri ve yağı, kara kovan petek balı, salamurasız zeytin vardı… Ve de demli çay!
***
Oral Gönenç, "Bodrum'da Yeniden" kitabının 53. sayfasında ise bir de Kurşun Eriği Marmelatını tarif etmiş. Onu da hoşgörüsüne sığınarak Bodrumlu dostlarım için buraya alıyorum. Çünkü Bodrum'un Cuma Pazarı'nda Kurşun Eriği satılıyor.
Kurşun Eriği'ni haşladıktan sonra kevgirden geçiriyorsunuz. Kabuğunu, çekirdeğini ayırıyorsunuz. Şekerle kaynatıyorsunuz.
Oral Gönenç burada mühim bir not düşüyor. Şekeri çok koymayacaksınız. Tadı mayhoş olacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder