21 Mayıs 2010 Cuma

20.1 EMEL (ALEMDAĞ) GÖKCAN

Babam ya balkonlu ya da bahçeli ev tutardı. Çünkü, büyüklerimiz, sokakta oynamamıza müsaade etmezlerdi.

Biz ağabeyimle halının üzerinde bilye oynardık.

Kadıköy'de, yeni taşındığımız apartmanın bahçesi vardı. Annem izin verirse bahçeye çıkardım. Bitişik evin de bahçesi vardı. Bazen o bahçeye de ben yaşta bir kız çocuğu gelirdi.

Adı Emel'di. Beraber evcilik oynardık. O kendi bahçesinde, ben kendi bahçemde.
Aramızda tel.

Sonra biz o evden çıktık. Önce Cihangir'e, sonra Ankara'ya, daha sonra da
Cağaloğlu'na gittik. Ve 1937 ya da 1938 yılında tekrar Kadıköy'e geldik.

Annem, biraz ilerimizdeki Gazi İlkokulu'nun 4. sınıfına kaydımı yaptırdı.

Okulun açıldığı gün, sınıfımda Emel adında bir öğrenci vardı. Birbirimizi hemen mi tanıdık, hatırlamıyorum. Belki de konuşa konuşa keşfettik bir zamanlar iki evin
arka bahçesinde evcilik oynadığımızı.

Okulumuzun Müdürü Safiye Öğretmendi. 4. sınıfta Ahter Öğretmen,  5. sınıfta  Ekrem Öğretmen okuttu bizi.  Ekrem Öğretmene "Burunsuz Ekrem" derlerdi.     

Şimdi ilkokul öğretmenleri nasıl bilmiyorum.  Bildiğim, o yıllardaki öğretmenler çok bilgili, çok sabırlı ve çok sevgi dolu  insanlardı. Bize çok şey öğrettiler.         
                                                                    
Ağabeyim Besamet  Öğretmenin öğrencisiydi. O da öğretmenini çok severdi.
O kadar çok severdi ki yıllarca her bayram tebrik kartı gönderdi.

Ve doktor çıktıktan sonra da okuluna gitti,  öğretmeninin elini öptü, hatta onunla beraber sınıfa girdi, bir  konuşma yaptı. 



Müdürümüz ve öğretmenlerimiz.  
19 Mayıs 1940.

Sol başta Müdüre Hanım. 
Sağ tarafta öğretmenimiz (Burunsuz) Ekrem Bey. 
Oturanlar: Soldan ikinci Emel, yanında ben.
Okulu bitirdiğimiz gün. 
19 Mayıs 1940

Annem, İlkokuldan sonra Çamlıca Kız Lisesi'nde okumamı istiyordu.
Eğer yanlış hatırlamıyorsam Emel, Bağlarbaşı Kız Koleji'ne gidecekti,
ama sonra o da Çamlıca'ya geldi.

Emel, çalışkan bir öğrenciydi. Ya sınıfın birincisi ya da ikincisi olurdu.
O da benim gibi ilk iki yıl gündüzlü, üçüncü yıl yatılı okudu. Ama o, haftada bir çıkardı. Ben iki haftada bir.

Emel, Alemdağ Tereyağları'nın sahibi Ahmet Arif Alemdağ'ın kızıydı. Onu, Cumartesi günleri imalathanenin arabası gelir alırdı.Araba büyük değildi. Ama Emel mümkün olduğunca arkadaşlarını arabaya almaya gayret ederdi.

Çok ağırbaşlıydı. Sınıfta herkes Emel'i severdi.
Ben, 1943 yılında Ankara'ya annemin yanına gittim.

Emel Çamlıca'yı bitirdi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girdi.
Prof. Mina Urgan'ın öğrencisi oldu. İlk iki yılı İstanbul'da okuduktan sonra Ankara'ya geldi. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin İngiliz Dili ve Edebiyatı
Bölümü'nden mezun oldu.

Ankara'da okuduğu bu iki yıl zarfında birbirimizi hiç görmedik.
Sonra, nasıl oldu bilmiyorum, İstanbul'da tekrar buluştuk.

Emel, önce Üsküdar sonra Kadıköy Kız Koleji'nde İngilizce öğretmenliği yaptı.
Ben Ankara'da çalışıyordum. Senelik iznimi alır, Üsküdar'a, cicianneme gelirdim.
Hemen Emel'i arardım. Sık sık buluşur denize giderdik.

Cadde Bostan ve Suadiye plajlarında denize girerken veya kumda güneşlenirken bir yandan da Nat King Cole'un kadife sesinden günün şarkılarını dinlerdik. Fenerbahçe de sevdiğimiz plajlardandı.

Emel beni Moda plajına davet ederdi. Bazen etrafı kapalı kadınlar hamamından,
bazen açıktan, bazen de Moda Kulübü'nün Raft'ından denize girerdik. Ben de onu Salacak Plajı'na davet ederdim.

Emel'in üç ablası vardı. Muazzez, Şefika ve Zuhal.

Onlar, gıpta ile seyrettiğimiz hanımlardı.Onlar, Kadıköy'den Karaköy'e giden 14.30 vapurunu "14.30 Vapuru" yapan hanımlardı. Onlar, bugün, "Hani nerede onlar?" diye birbirimize sorduğumuz hanımlardı.

Moda caddesi üzerindeki İnci Apartmanının en üst katında otururlardı. Moda Deniz Kulübü'ne azaydılar ve kulübün diner - dansant'larına (danslı yemek) giderlerdi.

***
Emel, 1959 yılında Yüksek Mimar Şinasi Gökcan ile evlendi. Ben arkadaşlarımın kocalarına her zaman saygı duydum. Çünkü onlar benim arkadaşlarımın kocalarıydı.
Ama bazıları farklıydı. Örneğin Şinasi. Şinasi, benim çok saydığım bir büyüğümdü.

Şinasi 1923 yılında İstanbul'da doğmuş, önce Galatasaray Lisesi'nden, sonra DGSA (MSÜ) Mimari Bölümü'nden mezun olmuş.

1951 yılında kendi bürosunu açmış ve İstanbul Nazım Planı için Türkiye'ye gelen
Mimar H.Prost'un Atölyesi'nde Şehir Planlaması Kısmı'nda çalışmış. Rumeli Bölge İmar İşleri Şefliği yapmış. Değişik konulardaki yapıların mimari projeleri, detayları ve uygulamaları; eski eser binaların röleve, restorasyon, restitüsyon ve detay projeleri ile uygulamaları başlıca uğraşları olmuş.

Şinasi hem başarılı bir mimar hem de namuslu bir müteahhitti. Örneğin, pahalı harcamalar yaparak müteahhitlik ücretini arttırmak yerine, müşterisini korumak amacıyla, malı daha ucuza satın almanın yollarını arar ve bunun için ahşabı İstanbul'dan değil, Bolu'dan alır ve sonuç olarak o işten daha az para kazanırdı.

Şinasi yıllarca Mustafa Nevzat İlaç Fabrikası ile Pak Holding'in
Mimari Müşavirliğini yaptı.

8 Şubat 2009'da vefat etti.

***
Emel ve Şinasi'nin 1961 yılında dünya güzeli bir oğulları oldu. Adını Serdar koydular. Serdar, Boğaziçi Üniversitesi'ni bitirdi ve Kimya Mühendisi oldu.

1991 yılında Peyzaj Mimarı Güniz Özyönüm ile evlendi. Düğünleri Kuruçeşme Divan'da yapıldı. Verdi'nin Aida Operasındaki Zafer Marşı (Marche Triomphal)
eşliğinde nikah masasına doğru gelirken, Divan'ın bahçesi gümbür gümbür gümbürdemişti.

Nedense nikahlar, düğünler beni çok duygulandırır hatta ağlatır. O gün de ağlamıştım.

Serdar'la Güniz'in bir oğulları var. Emel ve Şinasi vaktiyle biricik oğulları Serdar'ın tadını çıkardıkları gibi şimdi de biricik torunları Burak'ın tadını çıkartıyorlar.

***
Emel'le çok ilginç bir benzerliğimiz var. Annelerimiz bizi aynı yılın, aynı ayının, aynı gününde dünyaya getirmiş. 14 Eylül 1928, Cuma. Sadece saatini ayarlayamamışlar.
Ben 12.00'de, Emel 18.00'de doğmuş. Saat farkımızı öğrendiğim gün telefonda,
"Ben senden 6 saat büyüğüm" dedim. O da telefonu kapatırken "Ellerinden öperim" dedi. Nükteye nükte ile cevap vermek. Ne güzel.

Emel'le çok uzun yıllardan beri arkadaşız. Hep saygılı, sevgili, mesafeli olduk.
Birbirimizi hiç incitmedik.

***
Bugün 12 Şubat 2016.
Cuma.

Biraz önce Serdar telefon etti. 

Ve acı haberi verdi. 


Emel bu sabah ölmüş.

85 yıllık arkadaşım.


Yarın Bebek Camii'nde yapılacak törenden sonra

Şinasi'nin yanına gidecek.

***

Hayat uzun mu, kısa mı bilmiyorum.

Güzel mi, değil mi bilmiyorum.


Ama ölüm diye bir gerçek var.

Onu biliyorum.

Güle güle sevgili arkadaşım. 


Bu dünyada 25 yıl Parkinson hastalığı çektin.

Dilerim orada sağlıklı yaşarsın. 

Nurlar üzerine yağsın.

Işıklar içinde uyu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder