Cumhuriyet Gazetesi sanat eleştirmeni kadim dostum Prof. Kaya Özsezgin’in 9 Ağustos 2005 tarihinde “Aspat’ta Yaz Atölyesi...” başlıklı yazısını okuyunca Aspat’a gitmek vacip (zorunlu) oldu.
Boğucu sıcağa rağmen.
Sevgili dostum Yüksel Akbuğ götürdü beni “Açık Hava Taş Heykel Müzesi”ne.
Aspat’a kadar olan yol üzerinde yerleşim alanlarından bu yazıda hiç söz etmeyeceğim. Özellikle Bağla’dan geçerken gözlerimi kapattığımı da yazmayacağım. Bu yazıda çirkin hiçbir şey olmayacak.
Söz.
Güneş batımına yakın Aspat’a vardık. Aspat’ın zaten kendisi bir heykel. Hem de görkemli bir heykel.
Çimenlerin üzerine yayılmış 18 yapıt. Eminim yıllar içinde çoğalacaklar ve orası bir heykel parkı olacak.
Batıdaki benzerleri gibi.
***
Ne yazık ki D-Marin Turgutreis Marina’daki “Çağdaş Sanat” sergisine gidemedim. Rutubetli sıcak yüzünden. Halbuki Mine Sanat Galerisi’nin İstanbul’da açtığı sergileri her zaman beğeni ile gezmişimdir.
***
Düzenlemesini Zerrin Ulusman’ın yaptığı “Çarşı; Sanat; Etki” adlı serginin, sanatı yaşama mekanlarına taşıyarak sanata olan ilgiyi arttırmak amacını taşıyor olması, gerçekten Bodrum’un sadece eğlence beldesi olma algısını değiştirmek açısından çok yerinde bir uygulamaydı.
Şık dükkanların vitrinlerinde, Milta Bodrum Marina ve Osmanlı Tersanesi’nde sergilenen resim ve heykeller seçkin sanatçıların görülmeye değer yapıtlarından oluşuyordu.
***
Jazz Now Sanat Galerisi’nde açılan Nilüfer Tokay (Nilo) sergisi beni çeşitli nedenlerden heyecanlandırdı.
Birincisi, Nilo’nun çocukluk, benim gençlik yıllarımdan tanış olmamızdı.
Nereden nereye...
İkincisi; İlgimi çeken bir aile fotoğrafındaki erkek çocuğun sevgili Eşref Üren olduğunu öğrenmemdi.
Meğer Eşref Üren, Jazz Now Sanat Galerisi’nin sahibi Mehmet R. Demirtaş’ın amcasının oğluymuş.
Nereden nereye...
1970 yılından ölümüne dek çok yakınında olduğum, hem insan hem ressam olarak hayranlık duyduğum, anılarımda kendisine çok yer verdiğim, evimin duvarlarında asılı tabloları ile birlikte yaşamaktan mutluluk duyduğum sevgili Eşref Üren, babası Zaptiye Nazırı Fehim Paşa’nın yanında ayakta duruyor ve sanki oradan bana bakıyordu.
Gerçekten nereden nereye...
Üçüncüsü; hem zanaatkar hem sanatkar olan Ahmet Hıdır’ın üç heykeli ile karşılaşmamdı.
Ahmet, gün boyu şık dükkanı Hızma’da çeşitli malzemelerle çeşitli ürünler yaratan, aynı zamanda kendisine ait seramik atölyesinde heykeller yapan, öğrenciler yetiştiren, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) için çalışan, tiyatro eğitimli, Gıda Mühendisliği tahsilli, özel bir insandır.
***
Belkıs Balpınar, “Hadi Gari, Bodrum’da” muhteşem bir Modern Kilim ve Keçeler sergisi açtı, 8 Temmuz’da. Prof. Tomur Atagök, “...Benim için o, bir kesinlik ve doğruluk arayışıyla şekiller ve dokular üzerinde çalışan ender Türk sanatçılarından biridir...” diye yazmış davetiyenin bir köşesine.
***
Tatiana, 1984 doğumlu.
Altı yaşında başlamış viyolonsel öğrenmeye. Hans ve İlknur Himmelsbach’ın biricik kızları.
Tatiana, babasının mesleği gereği yurt dışında büyüdü. Oralarda özel okullara gitti. Çok değerli hocalar tarafından eğitildi.
Kanada’da Genç Müzisyenler Yarışması’nda birincilik, Almanya’da benzer yarışmalarda ikincilik ödülleri aldı. Dünya Gençlik Orkestrası’nda çaldı. Şimdi The University of Arts in Berlin’de ikinci sınıf öğrencisi.
Hans ve İlknur Himmelsbach yıllar sonra Bodrum’a yerleştiler.
Tatiana, bu yıl iki sınıf arkadaşıyla birlikte geldi, yaz tatili için. Anna Babenko violin, Upendo Liebsch ise viola çalıyor.
19 Ağustos gecesi, Torba’da, Mimar Ahmet Berk’in çizgilerini taşıyan şık evlerinin balkonunda (yani Sahne’de) The Bodrum Trio olarak, bahçede (yani Parter’de) oturan davetlilere (yani Teyzelere, Amcalara) Mozart, Bach ve Beethoven’dan eserler çaldılar.
Onları gururla ve nemli gözlerle alkışladık.
***
Ne yazık ki bu yıl Kale’deki bale gösterilerine sağlık nedenleriyle gidemedim. Ama gelecek yıl, kesin.
***
Şimdi yazacaklarım, bu yazının içeriğine ne kadar uyar bilmiyorum. Çünkü ne bir resim ne de bir heykel sergisi. Düşünürü, yaratıcısı, uygulayıcısı ne bir ressam ne de bir heykeltraş. Ama işlevselliğinin önemi bir yana, estetik açıdan bir sanat eseri olduğu aşikar.
Evet! Oasis’in Çöp Evi’nden söz ediyorum.
***
Bu yılın En’lerinden biri, hatta başlıcası, D-Marin Turgutreis’te 10 – 13 Eylül tarihlerinde girçekleşen Uluslararası Klasik Müzik Festivali’ydi.
Gün Batımı ve Gece Konseri’nden oluşan festivalde ünlü orkestralar eşliğinde ünlü solistleri ve küçük yıldızları dinleme olanağını bulduk.
1800 sandalyenin tümünün satıldığı 3. gecede, oturacak yer bulamayan yüzlerce insan İdil Biret’i ayakta dinledi.
1992 doğumlu Hasan Gökçe Yorgun (keman), 1989 doğumlu Arslan Büyükkaya (keman) ve 1989 doğumlu Nil Kocmangil’i (viyolonsel) dinlerken Türkiye’nin geleceği için yeniden umutlandım.
Teşekkürler Aytaç Yalman, teşekkürler Kemal Küçük, teşekkürler Doğuş Grubu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder