23 Ağustos 1990 Perşembe

37.88 ÜZÜLDÜKLERİM III - SÜMERBANK

(02 NİSAN 2008)
“Genç Cumhuriyet’in mucize gibi kalkınma, Mustafa Kemal’in öngördüğü ‘muasır medeniyet’le buluşma çabalarının başaktörlerinden ve başöğretmenlerinden biri de Sümerbank’tır. 
2004 yılının sonuna doğru bir gazetemizde Sümerbank’la ilgili bir haber yapılmış ve habere ‘Türkiye’yi dokuyan tezgah: Süberbank’ başlığı atılmış ve habere şöyle girilmişti: 
‘Sümerbank basması da olmayacak artık, ayakkabısı da. Çünkü 71 yl önce Atatürk’ün isteğiyle kurulan, ‘orta halli’ insanın mutluluğunu tarif eden öykülerin bir yerinde adı muhakkak geçen kuruluşun hikayesine son nokta yıl sonunda konuyur.’
Hani sonraları da bir hükümet yetkilisi çıkıp Sümerbank’ı tarihten sildik demişti, büyük bir iştahla… 
Sümerbank tarihten silinmek için ne yapmıştı ya da gerçekten tarihten silinebilir miydi? Yoktan var edilen Sümerbank tesisleri ve sonra O’nun yoktan var ettikleri işletmeler planlı ve sistemli bir şekilde fiziken vardan yok edilseler de tarihin hafzası silinebilir mi?
Ülkemize kattıklarına kıyasla pek kısa da olsa öyküsüne bakıp, kararı tarihe bırakalım, kimleri silecek, kimleri yaşatacak. 
Genç Cumhuriyet, Milli Sanayinin dümenine geçirmek için 3 Haziran 1933 tarih ve 2262 sayılı Kanunla Süberbank’ı kurmuş ve o güne kadar kurulan benzer tesisleri de bu kuruluşa devretmiştir.
İsim babası Mustafa Kemal bu kuruluşa neden Sümerbank ismini vermiştir? 
İngiliz ve Fransız emperyalizminin büyük Yunan uygarlığı diye bir şeyleri sahiplendiği dönemde Atatürk uygarlığın aslında doğuda Mezapotamya’da ve Orta Asya’da Uygurlar tarafından başlatıldığını ve dünyaya yayıldığını bize ve dünyaya öğretmeye çalışmıştır. Mustafa Kemal, Sümer kültürü sorunuyla çok yakından ingilenmiştir. Türklerin Sümer kültürüyle bir ilişkisi olduğunu da düşünmektedir. Güneş Dili Komisyonu bu nedenle kurulmuştur. 
Evet, birçok ilkin yaratıcısı Sümer uygarlığı milattan önce 3500 dolaylarında Mezopotamya’da ortaya çıkmış ve her döneminde insanlık tarihini etkileyecek ilklere imza atmıştır. 
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın araştırmalarından yola çıkarak kent yaşamının başladığı, uygarlığın temellerinin atıldığı Sümer ülkesinin uygarlık tarihini, kültürleri ve dinleri birçok bağlamda etkilediği ve insanlık tarihine çok belirgin bir damga vurduğu söylenebilir. 
Galiba Atatürk, hem medeniyetin ilk uygarlığı kabul edilebilecek Sümerlerle Türkler arasında bir ilişki kurmak istemiş hem de bu kuruluşa verilen görevlerle ve hedeflerle döneminin çok ilerisinde olan Sümer uygarlığı arasında bir benzetme yaparak kuruluşa Sümerbank ismini vermiştir..” 
(Mahmut Kiper, Metulurji Mühendisi. USİAD Sanayi ve Teknoloji Politikaları Çalışma Grubu. Cumhuriyet Gazetesi Strateji Eki, 17 Mart 2008. Sayı 194)

***
Böyle yazıları okuduğum zaman içimden hep ağlamak gelir. Neden değerlerimizin kıymetini bilmedik? Neden yazık ettik onlara? Ne suçları vardı? Niçin biri çıkıp da engel olmadı? Hepimiz mi vatan sevgisinden yoksunduk? Yoksa çok mu aptaldık?

Sümerbank her zaman beni heyecanlandırmıştır. Çünkü benim kuşağım Sümerbank ürünleri ile büyümüştür.

Örneğin, Nazilli basması?

29 kuruştu metresi. Her yaz bir elbise dikerdi Teyzem bana. 29 kuruş diye iki tane değil. Sadece bir tane. Yoksa müsriflik olurdu.

O Cumhuriyet Kuşağı var ya… Müsriflik o kuşağın baş düşmanıydı.

1943’te, Ankara’da, anamla yeni bir hayata başlarken, küçücük evimizi cıvıl cıvıl Nazilli basmaları ile süslemiştim.

1980’lerde Bodrum’un Cuma Pazarı’nda da Nazilli basmasına benzer basmalar satılırdı. Yani yüzde yüz pamuklu basmalar.

O günlerde gene divan örtüsü yapmak için aldığım rengarenk çiçekli basmalar, zaman içinde masa örtülerine ve yastık kılıflarına dönüştü ama ne renginden ne de kalitesinden bir şey kaybetti.

Hâlâ da işe yarıyorlar. Arka avlumdaki masamı ve iskemlelerimi süslüyorlar.

Sümerbank’ın halıları da çok ünlüydü. 1947’de aldığım Isparta halısı yemek masamın altında serili duruyor.

Gene aynı yıl ilk maaşımla aldığım beyaz, mavi, pembe ve bej ketenleri ise İstanbul’daki ve Bodrum’daki evimde yemek örtüsü olarak kullanıyorum. Kimse inanmaz buna. Tabii bu yalnız malın kalitesinden değil, benim kıymet bilirliğimden de kaynaklanıyor.

Bir de Sümerbank’ın Amerikan Bezi vardı. Kaput Bezi de denirdi. Üsküdar’daki evimin pencerelerinde ‘Güneşlik’ olarak kullanıyorum. Bu kadar güneşe, bu kadar yıkamaya karşı hâlâ sapasağlamlar.

Bursa Merinos Fabrikası’nın ürettiği yünlü kumaşlar da çok makbuldü.

Ama en ünlüsü Lastikotin’di.

Sümerbank Alım ve Satım Müessesesi’nin Ulus Meydanı’ndaki mağazasından aldığım ve Ankara’nın saygın terzisi Afife Ecevit’e diktirdiğim koyu gri lastikotin tayyörümle arkadaşımın nikah töreninde çekilmiş fotoğrafım var.

Türk Dil Kurumu’nun Sözlüğünde, “İnce iplik ile çok sık dokunmuş yünlü kumaş” olarak açıklanan lastikotinden erkekler ‘smokin’ yaptırırlardı.

***
Sayın Kiper yazısına şöyle devam ediyor:
"1980’lere gelindiğinde Sümerbank’ın kurduğu ya da işlettiği 41 Fabrika, 468 Mağaza ve 48 Banka Şubesi mevcuttu. Ve 1987’de Sümerbank özelleştirme kapsamına alınır. Özellikle son dönemlerde yapılanlara özelleştirme demek de mümkün değil. Memleketin dişinden tırnağından artırarak kurduğu ve gelişmenin lokomotifi olmuş tesislere reva görülenler tam bir talan. İktidarların yakınlarına peşkeş çekilen tesisler yeni sahiplerince kapatılıyor, aradan 2 – 3 hafta geçmeden alınan fiyatın onlarca misline başkalarına satılıyor..."
“1952 yılına gelindiğinde Sümerbank’ın işlettiği ya da kurduğu sanayi işletmeleri şunlardı: Karabük Demir – Çelik Fabrikaları, İzmit Selüloz Sanayi Müesseseleri, Sivas ve Ankara Çimento Fabrikaları, Kütahya Seramik Fabrikası, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, Filyos Ateş Tuğlası Fabrikası, İzmit Klor ve Südkostik Fabrikaları, Defterdar, Hereke, Bünyan Fabrikaları, Isparta Yün İpliği Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, Bakırköy Fabrikası, Kayseri Bez Fabrikası, Ereğli Bez Fabrikası, Nazilli Basma Fabrikası, Malatya Bez Fabrikası, Halkapınar Dokuma Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası ve Kastamonu Kendir Soyma Fabrikası..."
Sayın Kiper yazısını bitirirken, “Memleket kolay kurtulmadı” diyor.

Yürekten katılıyorum. Hatta bir yazımda ben de bunu vurgulamış, Atatürkçü bir Cumhuriyet kadını olan anamın, başını iki yana sallayarak, “Bu vatan kolay kurtulmadı” dediğini yazmıştım.

Sayın Kiper son söz olarak, “Bunu genç nesillere anlatmalı, unutanlara da yeniden hatırlatmalıyız” diyor.

Ben de zaten bunun için Sayın Kiper’in yazısını köşeme aldım.

Umarım gençler bu yazıyı okur, büyüklerinin yaptığı yanlışları görür, kendileri benzer hataları yapmazlar.

Ve unutanlar da bu vesile ile hatırlamış olurlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme