7 Nisan 2010 Çarşamba

32. FUTBOL

Şimdi, "nereden çıktı bu futbol" diyeceksiniz.

Doğru, nereden çıktı.

Hani eski yıllarda olsaydı daha bir anlaşılırdı nereden çıktığı. Çünkü kırklı yılların sonunda, Ankara'da, biz genç kızlar, en şık giysilerimizi giyer, 19 Mayıs Stadı'ndaki maçlara gider, tribünlerde erkek seyircilerle beraber oturur, keyifle maç seyreder, ertesi günü Ulus Gazetesi'nin spor sayfasındaki yorumları okur, gelecek hafta gideceğimiz maçın heyecanını yaşardık.

Bizim aile Fenerbahçe takımını tutar. Gerçi sonradan ailede bazı fireler oldu. Yeni yetişenlerden bir iki tanesi dayılarının etkisinde kalarak Galatasaraylı oldu. Ama bu durum hiçbir zaman aile içinde bir kutuplaşmaya neden olmadı.

***
Futbol, giderek hayatımızda daha çok yer aldı. Futbolla yatıp futbolla kalkmaya başladık. Hemen her kanalda 90 dakikaya varan futbol tartışmaları yapılıyor. Futbol fanatiği olduk. Bu yüzden maç sonrası patlayan silahlar masum insanların ölmesine neden oluyor. Olmaya da devam edeceğe benziyor.

Futbol o kadar çok değer kazandı ki birçok programın önüne geçti. Önüne geçmek de ne demek onların yerini aldı. Örneğin, eğer o gece bir maç varsa o saate konmuş bir konseri artık izleme şansımız yoktu.

***
Genelde CNN Türk'te, saat 19.00'da, Cüneyt Özdemir'in sunduğu 5N1K haber programını izliyorum. Saat 19.00'daki yayını 00.30'da tekrarlıyorlar. 19.00'da canlı, 00.30'da banttan.

Tabii yukarıdaki satırları yazdığımdan bu yana 5N1K'nın saati değişti. Ama içeriği değişmedi.

Şubat ayı içinde, bir gün, saat 19.00'daki 5N1K'yı izleyemedim.

Gece 00.30'da televizyonun karşısına geçtim. Koltuğuma oturdum. Ayaklarımı sehpaya uzattım. Yastığı sırtıma yerleştirdim. Eğer kucağımda fındık - fıstık gibi yiyecek bir şeyler olsaydı keyfim daha da yerinde olacaktı. Ama yoktu.

5N1K başladı. Önce bizden ve dünyadan kısa ve kansız haberler verildi. Sonra ekranda Prof. Dr. İlber Ortaylı göründü. Sayın Ortaylı saygı duyduğum bir bilim adamıdır. O günlerde Ermeni meselesi doruktaydı. Sayın Ortaylı'nın ağzından çıkacak her bir söz benim için önemliydi.

Cüneyt Özdemir sorusunu sorda. Prof. Ortaylı tam anlatmaya başlamıştı ki ekrana fııııış diye son dakika haberi geldi. Ödüm koptu. Acaba gecenin o saatinde ne olmuştu?

Ne mi olmuştu? Fatih Terim imza atmak için acaba Fiorentina ile masaya oturmuş muydu, yoksa oturmamış mıydı?

Bu çok önemliydi.

Ermeni meselesinin şimdi sırası mıydı?

Hemen İtalya'la bağlandık.

İlber Ortaylı ekrandan gitti.

CNN Türk Spor Muhabiri, Fatih Terim'in içinde bulunduğu binaya çok yakın bir yerde duruyordu. Elinde mikrofon vardı. Hazır ol vaziyette bekliyordu.

Tüm dünya basını oradaydı. Tabii en çok da biz oradaydık.

CNN Türk, "haberi ilk veren kanal" olma çabası içindeydi.

Ama Fatih Terim bir türlü kapıdan dışarı çıkmıyordu. Daha doğrusu çıkamıyordu. Zaten o kalabalıkta çıkmasına olanak da yoktu. Bir kere denedi olmadı.

Acaba İlber Ortaylı hala hatta mıydı?

Kapının önünde duran CNN Türk Spor Muhabiri'ni tanıyorum. Ama adını bilmiyorum. Çok yakışıklı bir çocuk. Mesleğini çok iyi biliyor. Türkçesi kusursuz. Hızlı hızlı konuşuyor. Dünyadaki bütün takımları, maçları, skorları, oyuncuları tek tek isimleriyle biliyor.

Onu dinlerken bu güzel çocuk acaba dünya tarihini de, coğrafyasını da, siyasasını da, ekonomisini de, edebiyatını da bu kadar iyi biliyor mu diye kendi kendime soruyorum. Yoksa yakışıklılığına yazık olacak.

Ben böyle düşünüyorum.

***
Fatih Terim'in kapıdan çıkmasını hep beraber bekledik.

CNN Türk Spor Muhabiri'nin bir gözü kapıda, bir gözü bizdeydi.

Acaba İlber Ortaylı neredeydi?

Fatih Terim'in dışarı çıkması uzayınca, CNN Türk Spor Muhabiri'nin de lafı uzadı. Bir önce söylediğini tekrar söyleme durumunda kaldı. Yetmedi. Tekrar tekrar söyledi.

Bizi oyalaması lazımdı. Fatih Terim her an çıkabilirdi. Ama nafile. Sonunda sözü Merkez'e bıraktı.

***
Bu kez Merkez'deki spiker başladı anlatmaya.

İtalya'daki Spor Muhabiri'nin anlattıklarının tıpkı eşini bir de o anlattı.

Yetmedi.

Bir daha anlattı.

Zaman geçti.

Fatih Terim çıkmadı.

CNN Türk müjdeyi veremedi.

Acaba Prof. Ortaylı, sırasının gelmesi için, hala bekliyor muydu?


***
Böyle durumlarda televizyon kanalından ne beklersiniz?

Ekrana biri gelecek.

Özür dileyecek.

İlber Ortaylı kaldığı yerden devam edecek.

Siz de Ermeni meselesi ile ilgili öğrenmek istediklerinizi öğreneceksiniz.

Hayır. Böyle olmadı.

İlber Ortaylı için ayrılan zaman, Fatih Terim'in imzası için harcandığından Ortaylı'nın dosyası yayından kaldırıldı. Bir sonraki dosyaya geçildi.

Timur Selçuk dosyası ekrana geldi.

***
Yerimden kalktım.

Kireçlerim yüzünden pek kolay kalkamıyorum ama gene de kalktım.

Telefona gittim.

Saat kimbilir kaç?

CNN Türk'ün numarasını çevirdim. 5N1K'ya bağlandım.

Karşıma çıkan beye tüm hışmımla Fatih Terim'in imzasının Ermeni meselesinden daha mı önemli olduğunu sordum.

Ve ekledim, "bunu yarın ilgililere aynen benim hiddet ve şiddetimde sorun" dedim.

Telefondaki ses, "gayret ederim" dedi.

"Anlaşıldı" dedim. "Siz genç bir elemansınız. Soramazsınız."

***
Ertesi günü CNN Türk'ü gene aradım. Orada çok kibar, söyleneni dinleyen ve not alan, sonra kendi aralarında yaptıkları toplantılarda bunu gündeme getiren bir Editör bey var. Onunla konuştum. Hep aynı soruyu sordum. Fatih Terim'in atacağı imza mı, yoksa Ermeni meselesi mi, hangisi daha önemli?

Dedim ya çok terbiyeli bir bey. Yalnız not alıyor. Yorum yapmıyor.

Halbuki, bu Editör bey bana, "Bu bir şey mi, Fatih Terim, Galatasaray Avrupa'da şampiyon olduğu zaman ANAP'ın Gurup toplantısına katılmıştı. Kürsüye çıkmış, konuşma yapmıştı. O gün orada Mesut Yılmaz'ın oğlu da vardı. En ön sırada babasının yanında Galatasaray formasıyla oturuyordu ve ANAP milletvekilleri Fatih Terim Galatasaray'ı bırakıp gitmesin diye ağlaşıyorlardı" diyebilirdi.

Demedi.

***
CNN Türk'teki Editör beye telefon ettiğim gün saat 17.00'de Mehmet Ali Birand'ın Manşet programına Dışişleri Bakanı İsmail Cem davetliydi.

Gene koltuğuma oturdum. Gene ayaklarımı uzattım. Gene yastığı sırtıma yerleştirdim. Kucağımdaki tabağa bir elma bir de portakal koydum.

Keyfim yerindeydi.

Mehmet Ali Birand ekranda göründü. Söze şöyle başladı: "Bugün Sayın Cem ile Enmeni meselesini konuşacağız. Yalnız bu konuşmayı yaparken, eğer İtalya'ya bağlanabilirsek Fatih Terim'e Fiorentina ile imza meselesinin ne olduğunu soracağız."

Isırdığım portakal diliminin suyu nefes boruma kaçtı. Bir yandan öksürüyor, bir yandan göz yaşlarımı siliyordum.

Aklıma hemen daha o sabah konuştuğum ve ısrarla, "Fatih Terim'in atacağı imza mı, yoksa Ermeni meselesi mi, daha önemli" diye sorduğum Editör bey geldi. Herhalde oturduğu yerden bana kıs kıs gülüyordu.

***
İsmail Cem ciddi ciddi Ermeni meselesini anlatırken, Mehmet Ali Birand İsmail Cem'in sözünü kesti ve Terim ekranda göründü.

Mehmet Ali Birand ve İsmail Cem Fatih Terim'e sorular sordular.

Cevaplar aldılar.

İsmail Cem, Fatih Terim'in imza atmamasını çok doğru buldu.

Hatta Mehmet Ali Birand; İsmail Cem'e, Fatih Terim'e elçilik gibi bir görev vermeyi düşünüp düşünmediğini sordu.

İsmail Cem de Fatih Terim'in Floransa'daki bir meseleyi ricaları üzerine hallettiğini söyledi.

Yani elçi yapmaya gerek yoktu, o zaten kendisinden ricada bulunulduğu zaman gereğini yapıyordu.

Çomak teyzem (Hayriye teyzem) böyle durumlarda, "ömrüne bereket" derdi.

***
Ümit Kıvanç'ın son kitabının adı "Kesin Ofsayt."

18 Şubat 2001 tarihli Hürriyet'in Pazar Eki'nde Yavuz Harani, Ümit Kıvanç ile bir söyleşi yapmış.

Ümit Kıvanç, "Aydınlar futbolu anlamak zorunda" demiş.

Şimdi ben ne yapacağım?

Bu yaştan sonra aydın mı olacağım?

Üsküdar,
1 Temmuz 2000


10 Mayıs 1935. 
Fenerbahçe-Galatasaray maçı. 
Hanımlarımız maç seyrediyor. 
(Radikal Gazetesi, 29 Ekim 2004).
Ben (sağdan ikinci) ve arkadaşlarım. 
6 Ekim 1946, 19 Mayıs Stadı, Ankara.
Fenerbahçe: 1 - Muhafız Gücü: 0
Vefa: 3 - Demirspor: 2

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme