23 Ağustos 1990 Perşembe

37.90 VEDA

(16 NİSAN 2008)
Can Dündar’ın İsmail Cem ile yaptığı Nehir Söyleşisi kitabının adı, Ben böyle veda etmeliyim (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2008)

Çok severek okudum.

Nasıl insan olunur, nasıl sosyal demokrat olunur, nasıl gazeteci olunur, nasıl bürokrat olunur, nasıl bakan olunur, nasıl partili olunur, nasıl sanatçı olunur ve varlıklı bir ailenin bireyi olduğu halde varlıksız bireylere nasıl bu kadar yakın olunur?

Bunların hepsini o kitaptan öğrendim.

Sadece “bir tek şey” öğrenemedim.

Halbuki “o şeyi” öğrenmek için o kitabı okumak istemiştim.

O “şey” de DSP’den ayrılıp YTP’yi kurduğu zaman Kemal Derviş’in kendisini nasıl ortada bıraktığının öyküsü idi.

İsmail Cem her zamanki nezaketini burada da göstermiş, Can Dündar’ın sorusuna, “siyasette maalesef oluyor böyle şeyler” demişti.

Halbuki İsmail Cem’in özellikle siyaset tarihi açısından o günlerde yaşadıklarının tamamını anlatması gerekirdi.

Neyse. Belki birgün bir başkası anlatır. Ama ben Cem’den dinlemek isterdim.

***
Kitabın son sayfalarında ise fotoğraf tutkusunun kendine çok şey kazandırdığını söyleyen bir İsmail Cem var.

Beğendiği çok sayıdaki fotoğraf sanatçıları içinden sadece iki tanesinin adını vermiş. Biri Eugene Smith, diğeri Ernst Haas.

Bu iki sanatçıyı ve onların çektiği fotoğrafları anlattığı sayfaları okurken, böyle biri nasıl ölür, niçin ölür, neden ölür diye isyan ediyor insan.

Ve kitap, 1995’te New York’ta yazdığı VEDA şiiri ile bitiyor.

Çok ileri bir tarihte

Çok yaşlı olarak

Sessizce ayrılmalıyım

Kimseye pek gözükmeden

Ve kimseyi rahatsız etmeden.

Masamın üzerinde

Dünden kalan işler

Tamamlanmamış yazılar

Okunmayı bekleyen kitaplar

Ve anılar ve umutlar.

Filleri kuyruğundan çekerek

Tepeleri aşırtmaktı görevim

Günler bitti filler tükenmedi

Ben elimden geleni yaptım

Gerisini siz tamamlayın.

Boşa geçmedi hayatım

Daha fazlası olabilirdi ama

“Buna da şükür” demeliyim

İşte sevgili dostlar

Ben böyle veda etmeliyim.

***
Okumakta olduğunuz bu yazı da bir Veda yazısıdır. Gerçi benim bu konuda yazılmış bir şiirim yok ama söyleyeceklerim var.

15 Eylül 2004’ten bu yazının yayımlandığı 16 Nisan 2008’e kadar 90 tane yazı yazdım Yarımada Gazetesi’ne.

43 ayda 90 yazı.

Hepsini severek yazdım. Hatta aşkla.

Daha da yazabilirdim. Ama yoruldum.

Niçin yoruldum?

Belki kolay okunuyordu yazdıklarım ama kolay yazılmıyordu.

Biraz fazla titizdim.

Bir de sorumluluk duygusu çok gelişmiş biriydim.

Yanlış yapmamak için çok çaba harcıyordum.

Yazılarımı bir elimde lügat bir elimde imla klavuzu ile yazıyordum.

Bunu gençlere iyi örnek olmak için yapıyordum.

Yapıyordum ama çok da zaman harcıyordum.

Ben bu zamanı nasıl buluyordum?

Kitap okuma zamanımdan çalıyordum.

Ama ben kitap okumak istiyordum.

Kitaplar birikiyordu.

“Beni ne zaman okuyacaksın” diyorlardı.

Onlar da biliyorlardı artık önümde çok yıllarımın olmadığını.

Telaş içindeydiler.

Benim gibi,

***
Çok geç başladım gazete yazarlığına.

75 yaşındaydım.

Sevgili Yaprak ve sevgili Üzeyir vermişlerdi Yarımada Gazetese’nin “Konuk Yazar” köşesini bana.

Onlara çok teşekkür ediyorum. Bana yazma zevkini, ödül alma keyfini ve alkışlanma hazzını yaşattıkları için.

Serpil Kaçarlar’a da çok teşekkür ediyorum. Yalnız gazetelerimi hiç aksatmadan gönderdiği için değil, yazılarımı masal okur gibi okuduğunu ve çok şey öğrendiğini söylediği için.

Hüseyin ve Jale Anıl ailesine de çok teşekkür ediyorum. Yarımada gibi saygın bir gazete çıkardıkları ve son zamanlarda gazetelerinin yönetimini Yaprak, Üzeyir ve Serpil gibi gençlerin ellerine bıraktıkları için.

Yarımada Gazetesi köşe yazarlarından Metin Camcıgil’e de çok teşekkür ediyorum. “Köy Enstitüleri” yazıma gönderdiği Yorum için.

Yarımada Gazetesi Spor Yazarı Hakan Tokyay’a da çok teşekkkür ediyorum. Turgutreis yazımı keyifle okuduğunu bildirdiği için.

Yarımada Gazetesi yazarlarında İbrahim Arkula’ya da çok teşekkür ediyorum. Yazılarımda kullandığım fotoğraflardan “Olcay Akkent Albümünden” diye bir dosya oluşturduğu için.

Tüm Yarımada Gazetesi yazarlarına da çok teşekkür ediyorum. Onlardan pek çok şey öğrendiğim için.

***
Belediye Başkanımız, sevgili komşum, Mazlum Ağan’a da çok teşekkür ediyorum. Onu çok eleştirmeme karşın selamını benden esirgemediği için.

***
Muğla Gazeteciler Cemiyeti’ne de çok teşekkür ediyorum. 2005 yılında “Yerel – Günlük Toplumsal Yazılar” dalında ve 2007 yılında “Güncel Eğitim Yazıları” dalında bana ödül verdikleri için.

Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sayın Ünal Türkeş’e de çok teşekkür ediyorum. “Kökler” yazımı Devrim Gazetesi’nde yayımladığı için.

Önder Günlük Siyasi Gazetesi’ne de çok teşekkür ediyorum. Yarımada Gazetesi’ndeki Kumbahçe Plajı ile ilgili yazımı bir gazeteci titizliği ile araştırıp, doğruluğuna kanaat getirdikten sonra gazetelerinde kullandıkları için.

Milliyet Gazetesi yazarlarından Hasan Pulur’a da çok teşekkür ediyorum. “Üsküdar ve Üsküdarlı Olmak” yazımdan köşesinde söz ettiği için.

***
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne de çok teşekkür ediyorum “Okullar Açıldı” yazımı Çağdaş Yaşam Haber Bülteni’ne aldıkları için.

***
Bilim insanlarına da çok teşekkür ediyorum. Prof. Dr. Türkan Erbengi ile ilgili yazıma, internet aracılığı ile, teşekkür gönderdikleri için.

***
Kadim dostlarım Cahit ve Gönül Kayra’lara da çok teşekkür ediyorum. Her yazımdan sonra beni taçlandırdıkları için.

Ahmet Hıdır’a da çok teşekkür ediyorum. Hemen her yazımı internetten dostlarına göndermek gibi bir misyonu kendiliğinden üstlendiği için.

Mazhar Vardar’a da çok teşekkür ediyorum. Beni yüreklendirdiği için.

Sema Özşen’e de çok teşekkür ediyorum. Yazılarımı severek okuduğu için.

Mehmet (Dalavera) Özgüreli’nin kızı Nursel’e, torunu Didem’e, kız kardeşi Leyla’ya da çok teşekkür ediyorum. Mehmet Usta’nın ölümü üzerine yazdıklarımdan çok duygulanıp evime kadar geldikleri için.

75 yıllık can dostum Emel (Alemdağ) Gökcan’a da çok teşekkür ediyorum. Benimle gurur duyduğu için.

Ülker Erginsoy’a da çok teşekkür ediyorum. Fazıl Say yazımı beğendiği için.

Yakın bir tarihte arkadaşlığımızın 57. yılını kutladığımız Serap Ekin’e de çok teşekkür ediyorum. Kendi isteği üzerine gönderdiğim onlarca yazımı sabırla okuduğu, özellikle arşivimi beğendiği için.

Akçakoca’dan Özdemir Kızıltan’a da çok teşekkür ediyorum. 40 yıl sonra (belki daha da fazla) bana tesadüfen Yarımada Gazetesi’nde rastladığı ve yazılarımı severek okuduğu için.

Nüket İyigün’e de çok teşekkür ediyorum. 30 yıldır her Türkiye’ye gelişinde beni aradığını ama bulamadığını, sonra bir gün “Konuk Yazar” köşemdeki resmim sayesinde bana ulaştığı için.

Kuzinim İnci Ertem’e de çok teşekkür ediyorum. Hasan Pulur’un köşesinde ismimin geçtiğini görünce yazının tamamını okumak istediği için.

Zeynep Erkut’a da çok teşekkür ediyorum. Yazılarımı devamlı internetten okuduğu için.

Faruk Akıskalı ile Güngör Denizmen’e de çok teşekkür ediyorum. Fransızca konusunda bana yardımcı oldukları için.

***
Sevgili Yarımada okuyucuları,

Eğer bu benim son yazım olmasaydı gelecek yazımın başlığı ve konusu acaba ne olurdu?

Tabii ki Üzüldüklerim (V) olurdu. Konusu da Cumhuriyetin Şeker Fabrikaları.

Ve, 31 Mart 2008 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin Strateji ekindeki Mahmut Kiper’in yazısını olduğu gibi köşeme taşırdım. Artık bunu yapamayacağıma göre yazının sadece son satırlarını buraya almak istiyorum.

Metulurji Mühendisi Kiper, “Bu nedenle, tarımda, sanayide yani üretimde geri kalmışlığın ne olduğunu bilen genç Cumhuriyet idareleri, halkının ihtiyaçları olan her alanda üretim seferberliğine girişmişler, Türkiye’nin o zamanlardaki tüm birikimini, emeğini ve alın terini yönlendirmeye çalışmışlardır” dedikten sonra son sözü Emrullah Usta’ya bırakıyor:

“Bir Alpullu, bir de Kepirtepe Trakya’nın ışığıdır. Kepirtepe Köy Enstitüsü’nde bebeler öğrendi, Alpullu’da babalar...”

Sevgiyle kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme