30 Ekim 1990 Salı

26.2.1.3 LORELEY

Unutamadığım gezilerden biri de Rhein (Ren) nehri üzerinde 30 Temmuz 1967 günü arkadaşımla yaptığımız vapur gezisidir.



Bu gezi için önce Köln'den Mainz'e kadar trenle gittik. Son derece şık bir trendi. Saatte 140 km. hız yapıyordu ve bu hız bana biraz fazla gelmişti.

Mainz'den vapurla Koblenz'e geldik.

Ren nehri dışarıdan bakıldığında bulanık bir sudur. O tarihlerde bizim denizlerimiz maviydi. Bu nedenle Alman dostlarım Türkiye'ye geldiklerinde denizlerimizin resmini çeker memleketlerine götürüp akrabalarına ve arkadaşlarına gösterirlerdi.

Ren'in suları bulanıktı ama nehrin her iki yakasındaki doğa olağanüstüydü. Bunu gerek daha önce yaptığım tren yolculuklarında gerek o günkü vapur gezisi sırasında çok güzel yaşadım.

Nehir boyunca kümelenmiş küçük yerleşim birimlerinin güzelliği ve o sarp tepelerdeki üzüm bağlarının muhteşem görüntüsü beni çok etkilemişti.

Daha önce de yazmış olabilirim. Ama burada bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Ben en güzel yeşilin ülkemde olduğunu, en güzel güneşin ülkemde battığını zannederdim. Halbuki yurtdışında ne yeşiller gördüm, ne güneşler batırdım.

Örneğin, bir kez, Ren nehrinin yamaçlarında yükselen bir şatonun çatısının üzerinde bir güneş batmıştı. Aradan bunca yıl geçmiş olmasına karşın, hâlâ hatırlarım.

***
Bu geziler turistik olduğu için vapur kalabalık oluyor. Herkes güvertede oturuyor. Çıt çıkmıyor. Ne kulağı tırmalayan bir müzik sesi ne de bir çocuk ağlaması.

Her yaştaki çocuğun elinde bir fotoğraf makinesi var. Çocuk, gördüklerini ya çekiyor, ya çekmiyor. Anne hiç karışmıyor. Ve anne, çocuğun her sorusuna yanıt veriyor. Hem de öyle baştan savma yanıtlar değil. Uzun uzun anlatıyor.

***
Köln - Mainz arasındaki trenin 140 km. ile gitmesi bana fazla geldi demiştim. O tarihlerde 140 km. hız hatırı sayılır bir hızdı. Sonra dünyada hızlar ikiye hatta üçe katlandı.

Halbuki benim ülkemde, örneğin, İstanbul - Ankara arasında işleyen trenler 450 kilometrelik yolu 8 saatte alıyordu.

Atatürk, Cumhuriyetin 10. Yılında "demir ağlarla ördük" demişti.
Sonra ne oldu?
Kara yoluna ağırlık verildi.
Ucuz olan tren taşımacılığının yerini pahalı olan kara taşımacılığı aldı.
Ve biz bu yüzden her yere daha pahalı gittik ve her şeyi daha pahalı yedik.

Ya! Turgut Özal ne dedi ?
"Tren komünist ülkelerde var" dedi.
Gözümüzün içine baka baka.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme