29 Temmuz 2010 Perşembe

14.4 SAADET HANIM

Saadet hanım Osman Paşa'nın dördüncü çocuğu. Muzıka-i Humayun'da Kolağası Yusuf Agah Efendinin eşi.

Saadet hanım Saray ebesi. Zaten bizim lakabımız Ebezadeler.

Annem, ciciannem (Refika teyzem), çomak teyzem (Hayriye teyzem), anneanneleri Saadet hanımı çok anlatırlardı.

Tabii yalnız Saadet hanımı değil, saraydaki düğünlerin ihtişamını, sultanların giysilerini, damatların yakışıklılığını, örf ve adetleri uzun uzun ve tekrar tekrar hikaye ederlerdi. Çünkü anneanneleri zaman zaman onları saraya götürürdü.

Ve bunlar benim bir kulağımdan girer öbür kulağımdan çıkardı.

İki konuda kendimi hiç affetmiyorum. Birincisi, annem Kurtuluş Savaşı anılarını anlatırken dikkatle dinlemedim. İkincisi, ailenin büyükleri ile ilgili hiç not tutmadım.

Halbuki resmi tarihi herkes biliyordu. Asıl ilginç olanı onların anlattıkları olacaktı.

Bu üzüntümü kime anlattımsa herkes aynı yanlışı kendisinin de yaptığını söylerdi. Ama ne fayda. Herkesin yanlışı kendine.

***
Ebe Saadet hanımı; Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı, Topkapı Sarayı, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, kütüphaneler, türbeler, mezarlıklar, araştırma merkezleri, ansiklopediler, Tıp Tarihi Kürsüsü, Ebe Okulu, Ebeler Derneği ve Tarih Vakfı'nda günlerce aradım.

Hiçbir yerde bulamadım.

Ailemiz hakkında herşeyi çok iyi bilen Dr. Abdullah Öztemiz Hacıtâhiroğlu'na da sordum. Çünkü Üveis dayım, ona "Ebe Saadet hanım Abdülhamit I Türbesi'nde yatıyor" demiş.

Türbe'ye gittim. Sorumlusu ile konuştum. Orada yatanların isimlerinin Türbeler Başmüdürlüğü'nde olduğunu söyledi.

Büyük ümitlerle gittim Sultanahmet'teki Türbeler Başmüdürlüğü'ne. Önüme iki albüm koydular. İçinde 67 tane mezar taşı vardı. Sadece 10. ve 37. mezar taşları okunamamıştı.

Okunamayan o iki mezar taşından biri acaba Ebe Saadet hanıma ait olabilir mi diye yeniden umutlandım. Ve bu umutla tekrar Abdülhamit I Türbesi'ne gittim. Ama sonuç alamadım.

***
Bir gün, eski yazı ile yazılmış belgeleri İbrahim Altan okur, ben dinlerken, Ebe Saadet hanımın adının Fatma Saadet olduğu ortaya çıktı.

Çünkü haminnem Nişantaşı'nda bir dükkan kiralamıştı ve imzayı "Fatma Saadet" olarak atmıştı.

Gittiğim tüm yerlerde Ebe Saadet hanımı, hep "Saadet" diye aramıştım. Şimdi, "Fatma Saadet" diye arayacaktım.

Tam bu sırada Üveis dayımdan bana intikal eden evrak arasında bir senet dikkatimizi çekti. Fatma Saadet hanımın çocukları annelerinin borçlarına kefil oluyorlardı ve İbrahim Altan haminnemin imzasını "Şerife Fatma Saadet" olarak okuyordu.

Haminnemin adı giderek artıyordu. Ve ben gittiğim tüm yerlere bir kez daha gitmek zorunda kalıyordum.

Araştırma yapmanın en güzel tarafı, bir kaynağa baktığınızda karşınıza birçok kaynağın çıkmasıydı. Bir kuruluşa gittiğiniz zaman da size, hiç aklınıza gelmeyen, başka kuruluşlar öneriyorlardı.

Hep bir umuda doğru koşuyordunuz.

Ayşe Osmanoğlu "Babam Sultan Abdülhamid (Hatıralarım)" adıyla bir kitap yazmıştı. Sayfalarını karıştırırken gördüm, kendi ebesinden söz ediyordu.

O kitabı da alıp okuyacaktım.

Leyla Saz'ın "Harem'in İçyüzü" ve Safiye Ünüvar'ın "Saray Hatıralarım" kitaplarını yazmışlardı..

Onları da alıp okuyacaktım

İnat etmiştim. Ben bu Saadet hanımı bulacaktım.

Annem hayatta olsaydı, benim böyle "Saadet, Saadet" dememe kim bilir ne kadar kızardı. Çünkü bir kez, "adını kimse bilmezdi. Herkes ona 'hanımefendi' derdi" demişti.

***
Elimdeki bu resme binlerce kez baktım. Ve hep merak ettim. Acaba bu hanım kimdi? II.Abdülhamid’in kızı Zekiye Sultan mı? Yoksa Zekiye Sultan’ın kızı Fatma Aliye Sultan mı? Ayşe Osmanoğlu’nun “Babam Abdülhamid” kitabının (*) sayfalarından birinde 3 sultanın resmi vardı. Ortadaki resmin altında Fatma Hanım Sultan yazıyordu. Bu resimdeki hanım ile bende resmi olan hanım çok birbirine benziyordu. Saçları, alnı, kaşları, gözleri, burnu hatta kolundaki bilezik bile.


Sonunda karar verdim. Bendeki resim haminnem Ebe Saadet hanımın dünyaya getirdiği Fatma Aliye Sultan’dı. Fatma Aliye Sultan’ın annesi Zekiye Sultan’dı, Zekiye Sultan’ın babası II. Abdülhamid’di.

***
Ayşe Osmanoğlu'nun "Babam Abdülhamid" kitabından öğrendiğime göre, II.Sultan Abdülhamid seleflerinin çoğu ve halefleri gibi cariye aslından kadınlarla evlenmiş. Bunlardan kadıefendi ve ikbal payesini ihraz eden 12 tanesinden 17 evlat sahibi olmuş.
Bunlar sırasıyla: Ulviye Sultan, Mehmed Selim Efendi, Zekiye Sultan, Naime Sultan, Abdülkadir Efendi, Ahmed Efendi, Naile Sultan, Burhaneddin Efendi, Şadiye Sultan, Ayşe Sultan, Refia Sultan, Abdürrahim Efendi, Hadice Sultan, Nureddin Efendi ve Bedreddin Efendi (ikiz), Mehmet Abid Efendi ve Samiye Sultan.

İlk üç çocuk, yani Ulviye Sultan, Mehmet Selim Efendi ve Zekiye Sultan şehzadeliğinde, diğerleri Padişahlığı sırasında dünyaya gelmişler. Tahttan indirildikten sonra çocuğu olmamış.

Üçüncü çocuğu ve ikinci kızı Zekiye Sultan 1872'de İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda doğmuş, 1889'da Pilevne Kahramanı Gazi Osman Paşa'nın oğlu Nureddin Paşa ile evlenmiş, zevcinin nikahındayken, 1950'de Fransa'nın Pau şehrinde ölmüş.

Zekiye Sultan ile Nureddin Paşa'nın iki kızları olmuş, birinci kızları Ulviye Hanımsultan sekiz aylık iken ölmüş, ikinci kızları Fatma Aliye Hanımsultan 1893'de İstanbul'da doğmuş, 1911'de Mısırlı Yeğen ailesine mensup Muhsin Bey'le İstanbul'da evlenmiş Osman ve Salih adında iki oğulları olmuş.

Bu satırları ilgiyle, hatta biraz da roman tadında okudum ve kendime bazı sorular sordum. Örneğin, Fatma Aliye Hanım Sultan 1893'de dünyaya geldiğine göre acaba haminnem Ebe Saadet hanım, Hanım Sultan'ı dünyaya getirdiğinde kaç yaşındaymış?

Daha önce kimleri dünyaya getirmiş?

Kaç yıllık ebeymiş?

Onu kim saraya tavsiye etmiş?

Acaba ebeliği nerede öğrenmiş?

Kimden öğrenmiş?

Acaba haminnem nerede oturuyormuş? Kocası Yusuf Agah efendi ile babasının konağında mı, yoksa çocukları ile Şakayık Sokak'taki konakta mı ?

Acaba memur gibi, her sabah saraya gidiyor, akşam olunca evine mi dönüyormuş, yoksa devamlı sarayda mı kalıyormuş?

Kaç kuruş aylık alıyormuş?

Ah! Bugün sorduğum bu soruları acaba neden o zamanlar anneanneme, anneme ve teyzelerime sormamışım.

Örneğin, Besim Ömer Paşa 1891'de Mekteb - i Tıbbiye'de Fenn - i Kibale (Ebelik) öğretimine başlamış ve 1893'te görevine ek olarak Kabileler (Ebeler) Muallimliği yapmış ve Demirkapı'da ilk Doğum Kliniğini açmış.

Bu umutla gitmiştim Ebeler Okulu'na ve Ebeler Derneği'ne. Ne hayaller kurmuştum. Bir defter koyacaklardı önüme ve ben orada haminnem Ebe Saadet hanımın adını buluverecektim.

***
Bir belge arıyorum.

Sarayda bir Sultan dünyaya getirmiş olan Ebe Saadet hanımla ilgili bir belge.

Dolmabahçe Sarayı'nda görevli bir hanım, "Harem demek haram demek, hiç haramın belgesi olur mu" demişti.

Gerçekten doğru muydu? yoksa belge vardı da vermiyorlar mıydı?

***
Yıldız Sarayı'nın arşivi yandıktan sonra geride kalanlar, Atatürk'ün emriyle, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ne taşınmış. 

"Nadide Eserler Kütüphanesi" de denilen bu görkemli binaya da gittim. Tüm belgeler eski harflerle yazılı olduğu için bir araştırma yapamadım.

Kütüphaneci hanım, o gün bana, "Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları / The New History of Medicine Studies" adlı bir kitap gösterdi. Kitap çok ilgimi çekti. Tam dört saat üzerinde çalıştım. Ayrıca kitabın kapağındaki minyatür çok güzeldi. Hem o minyatürden hem de kitabın içindeki yazılardan etkilenerek, başka bir gün, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Tıp Tarihi Kürsüsü'ne gittim. Kürsü Başkanı Prof. Dr. Ayten Altıntaş ile tanıştım.

Üveis (Maskar) dayımı çok iyi tanıyan Prof. Altıntaş benimle çok ilgilendi. Bazı belgeler verdi. Ayrıca temsili doğum sahnelerinin resimlerini gösterdi. Ben de onun müsaadesiyle fotokopilerini yaptırdım. Onları buraya koyuyorum.

Ebe Saadet hanımla ilgili bir belge koyamamanın üzüntüsünü, sanki bu minyatürler biraz olsun hafifletiyor.

Yoksa bana mı öyle geliyor.

***
Bugün 4 Mayıs 2000.

Gemlik'ten Dr. Abdullah Öztemiz telefon etti. Ebe Saadet hanımı, Besim Ömer Paşa (1862 - 1940) Saraya tavsiye etmiş.

Abdullah bu bilgiyi Hikmet Toygun'a gittiği bir gün öğrenmiş ve defterine not etmiş. O gün defterinin sayfalarını çevirirken görmüş ve hemen beni aramış.

Çok mutlu oldum.

Sorularımın hiç olmazsa bir tanesine cevap alabildim.

Ben sabırlıyımdır.

Beklerim.

Belki bir gün başka bir defter veya aynı defterin başka bir sayfası diğer sorularımı da yanıtlar.



Prof. Dr. Ayten Altıntaş, bu resmi şöyle açıkladı: Ebe hanımlar doğumdan başka; kadın hastalıkları ilgili de müdahalelerde bulunuyorlardı. Bu resimde ebe hanım, "hermafrodit" (hem kadın hem erkek organı) olan bir kadına cerrahi bir müdahale yapıyor.
--------------------------------------------
(x) Babam Abdülhamid. Yazan Ayşe Osmanoğlu. Neşreden Güven Basım ve Yayınevi – Vasıf Ülkü – İstanbul, 1960. Coğaloğlu Yokuşu, Narlıbahçe Sokağı, 11 – İstanbul. s. 192 ile s.193 sayfalarının arasında

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme