27 Temmuz 2010 Salı

15.2 MÜRŞİDE HANIM

Ebe Saadet hanım ile Yusuf Agah efendinin ikinci çocukları Mürşide hanım.

Mürşide hanım Ali Saffet bey ile evlenmiş.

Ali Saffet Bey.
Mürşide hanım ile Ali Saffet beyin iki çocuğu olmuş. Müfide hanım ve Nizamettin bey.

Müfide hanım Dr. Nuri bey ile evlenmiş.

Müfide hanımı çok iyi hatırlıyorum. Yaşına rağmen hala güzel bir hanımdı. Uzun boylu, sarışın, renkli gözlüydü.

Dr. Nuri Beyi hatırlamıyorum.

Müfide hanım ile Dr. Nuri Beyin iki çocukları vardı. Müşfika ve Ahmet Rahmi.

Osman Paşa sülalesi Nişantaşılı.

Anneannem ve dedem sonradan Üsküdar'a yerleşmişler ama ailenin diğer mensupları Nişantaşı'nda kalmış.

Müfide hanım; kızı Müşfika, oğlu Ahmet Rahmi, gelini Şakire, damadı Şemsettin ve torunları Ayten, Nurten, İnci ile Kalıpçı sokakta, ahşap, üç katlı büyük bir evde otururdu.

Aşağı kattan yukarı kata kadar dayalı döşeli olan bu tarihi binaya ciciannemle beraber giderdim. Bazen yatıya kalırdık. Dünyalar benim olurdu.

Ayten benden büyük, İnci benden küçüktü. Daha çok Nurten'le arkadaşlık ederdim. Hatta yatıya kaldığım zamanlar çift kişilik pirinç kayrolada onunla beraber yatardım.

Bir kere ciciannem beni bırakmış, kendisi Üsküdar'a dönmüştü. İlk günler mutlu oldum. Sonra bir gün yan pencereden Üsküdar'ı gördüm. Biraz hüzünlendim. Cicianneme haber verdiler. Geldi beni aldı.

Ne tuhaf çoğu şeyi hatırlamıyorum. Ama o yan pencereden Üsküdar'a bakışımı hatırlıyorum.

Bir kere de Çamlıca Kız Lisesi’nde yatılı okurken bir hafta sonu gitmiştim Müşfika ablaya. Acaba niçin gitmiştim. Belki ciciannem onlarda misafirdi. Bana, "sen de gel" demişti.

Pazar günü okula dönerken Müşfika abla elime küçük bir paket verdi. İçinde tereyağ, reçel, peynir gibi şeyler vardı. Çok hoşuma gitmişti.

Galiba harçlık da vermişti.

Çocuk sevindirmek ne kadar kolaydır. Ama her büyük çocuk sevindirmeyi bilmez.

Gerek Müşfika abla, gerek Şemsettin enişte çok güler yüzlü insanlardı. Misafir severlerdi. Sofraları zengindi. Gönülleri gibi.

Şemsettin enişte; Erzincan, Eğin (Kemaliye), Geşo Köyü eşrafından Hacı Hasan Ağa'nın torunu, İstanbul tüccarlarından Bahattin Usmangil'in oğlu.

Kendisi de tüccardı.

Müşfika abla ile annem çok sevişirlerdi. Ankara'dan İstanbul'a gelişlerimin birinde Müşfika ablayı ziyarete gitmiştim. Hastaydı. Vedalaşırken, "annene hasta olduğumu söyleme "dedi. Ben de söylemedim.

Öldüğünü de çok sonra söyleyebildim.

***
Ahmet Rahmi ağabeyin iki ismi vardı ama aile Rahmi'yi kullanırdı. Eğer yanılmıyorsam sadece eşi Şakire yenge "Ahmet" derdi.

Annemle Rahmi ağabeyin arasında bir yaş varmış. Beraber büyümüşler, beraber oynamışlar. Annem yakışıklığını anlata anlata bitiremezdi. "Sarı Rahmi" diye anılırmış. Özellikle askeri elbise çok yakışırmış. Kendisi de bunun farkındaymış. Nişantaşındaki evin her merdiven sahanlığında yerden tavana ayna varmış. Yukarıdan aşağıya inerken aynaların önünde durur kendini seyredermiş. Annem de, "aynalar çatlayacak" diye seslenirmiş.

Rahmi ağabey Paşalığa kadar yükseldi. Polatlı'daki Topçu Atış Okulu Komutanı olduğu yıllarda biz Ankara'da oturuyorduk. İş icabı ne zaman Ankara'ya gelse, beş dakikalığına bile olsa, muhakkak bize uğrardı. Annemin çok hoşuna giderdi.

***
Bazı arkadaşlarım eski aile fotoğraflarını, bakmağa tahammül edemedikleri için, yok ettiklerini söylerdi. Ben öyle değilimdir. Aksine eski fotoğrafları çok severim. Bize hem kendilerini hatırlatırlar, hem de o devrin özelliklerini yansıtırlar.

O fotoğrafların ön yüzleri kadar arka yüzleri de önemlidir. Çünkü o devrin fotoğraf ustalarını, bu vesile ile, tanımış oluruz.

Ben anılarımı yazarken çok fotoğraf topladım. Hepsine sevgiyle baktım. Hiçbiri bana acı vermedi.

Şimdi onları burada sergilerken ölülerimi yaşattığım için mutluluk duyuyorum.

Müfide hanım. (1878-1952)
Mürşide Hanım'ın kızı Dr. Nuri (Belgerden) Bey'in hanımı.
Müşfika (Usmangil) ve Ahmet Rahmi (Belgerden'in) anneleri.

Müfide Hanım'ın çocukluğu.


Dr. Nuri Belgerden

Dr. Nuri Belgerden Bey. Şam'da Sahra Hastanesi Başhekimi.


Dr. Nuri Belgerden (1873-1932)
Kızı Müşfika (Usmangil) ve Ahmet Rahmi (Belgerden) ile. 

Ecz. Hamdi Paşa. (Birinci sıra, soldan sağa dördüncü.)
Şam'da Askeri Hastahanede Eczacılar toplantısında. 

Arka sıra ayaktakiler: Dr. Nuri Belgerden, Hilmi (Belgerden),  Ecz. Sabri Belgerden.
Ön sıra oturanlar: Ahmet Rahmi (Belgerden), 
yanında Ecz. Hamdi (Belgerden) Paşa. 

Eczacı Hamdi Paşa. (Sarayda Eczacıbaşı)
(Dr. Nuri Bey, Eczacı Sabri Bey ve Hukukçu Hilmi Bey'in babaları.)
***
Eczacı Hamdi Paşa'nın üç oğlundan ikisi ailemize damat olmuş. Dr. Nuri Bey Müfide Hanım ile,  Eczacı Sabri Bey Behire Hanım ile evlenmiş. Hukukçu Hilmi Bey ise bizim aileden evlilik yapmamış.

Arka sıra ayaktakiler: Sol başta Ahmet Hamdi (Belgerden), sağ başta Hilmi (Belgerden)
Ön sıra soldan sağa: Fikret (Emcioğlu), Dr. Nuri (Belgerden), Müşfika (Usmangil), Eczacı Sabri (Belgerden), Nükhet (Gezen)

Müfide Hanım ile Dr. Nuri Belgerden'in oğulları Ahmet Rahmi ve kızları Müşfika.

Ahmet Rahmi Belgerden.
(1897-1959)
Sonraki yıllarda Topçu Atış okulu Komutanı olan General Ahmet Rahmi Belgerden, Mürşide Hanım'ın torunu, Dr. Nuri Bey ile Müfide Hanım'ın oğlu, Müşfika Usmangil'in kardeşi, Şakire Belgerden'in eşi. Semra Ünsaç, Verda Üründül, Prof. Dr. Saman Belgerden'in babalarıydı.


Ahmet Rahmi Belgerden.
Annem ne kadar haklı. Rahmi Ağabey gerçekten çok yakışıklı.  Resimde bile "Sarı Rahmi" olduğu çok belli.

Müşfika Usmangil. (1902-1966)
Mürşide Hanım'ın torunu, Dr. Nuri Belgerden Bey ile Müfide Hanım'ın kızları; Şemsettin Usmangil'in eşi; Ayten Yiğiter, Nurten Öğet, İnci Ertem'in anneleri

Müfide hanımın erkek kardeşi Nizamettin beye ağabeyim ve ben “dedebaba” derdik ve onu çok severdik. O da bizi çok severdi. Kucağına oturtur, ısıra ısıra öper, elindeki çikolatayı sonra verirdi.

Hanımı Sabriye yengeyi de aile çok severdi. Özellikle ciciannem.

Onlar Kadıköy’de. Mısırlıoğlu civarında otururlardı. Biz de Yeldeğirmeni’nde. Çok sık buluşurduk.

O devrin insanları yemek yemesini çok severdi. Özellikle Ramazan ayında çok zengin sofralar kurulurmuş.

Öldürülmüş soğanda pişirilen pastırmalı yumurtanın tadına doyum olmazmış. Soğan, iftardan çok önce, bakır sahanda, mangalın kül ateşinde nazlı nazlı pişirilir sonra yumurta kırılırmış.

Elimde bir gazete kesintisi var. Gene hangi gazeteden olduğunu yazmamışım. Tarih de koymamışım.

Yazının hiçbir yerine dokunmadan, olduğu gibi. aşağıya koyuyorum.

SOĞANLI YUMURTA

Bu tarifi Topkapı Müzesi emekli uzmanı Zarif Orgun 1981’nde “Türk Mutfağı Sempozyumu”nda sunmuş. Sarayın iki Kilercibaşı’sını tanıma şansına erişen Orgun, kavurma işleminin 3 – 3,5 saat sürebileceğini, tarifi de deneyerek ölçümlendiğini söylemiş.
  • 1 kg. Soğan.
  • 1 tatalı kaşığı tuz.
  • 1,5 tatlı kaşığı şeker. 
  • 2’şer tutam tarçın, yeni bahar.
  • 2 çorba kaşığı sirke. 
  • 6 yumurta.
Devamını kısaltarak yazıyorum.

Tereyağını tavada eritiyorsunuz. Yüzeyde biriken köpükleri alıyorsunuz.

Tortularını süzüyorsunuz.
Kısaltarak yazacaktım, değil mi ? Ama bunlar püf noktaları olsa gerek.

Bakır bir tencerede halka halka kestiğiniz soğanları kısık ateşte pembeleşene kadar ağır ağır çeviriyorsunuz.

Bir süre sonra tuz ve şekeri ekliyorsunuz.

Çok sabırlı olmanız gerekiyor. Çünkü 3 – 3,5 saat sürebilir.

Sirke ve baharatları ekliyorsunuz. Soğanı geniş bir tavaya alıp göz göz açıyorsunuz.

Yumurtaları kırıyorsunuz. Akları pişip, sarılarının dibi hafifçe tutunca karabiberini ekiyorsunuz.

Durun daha bitmedi.

Bu çok emek verdiğiniz soğanlı yumurtayı nasıl yiyorsunuz?

Sıcak ramazan pidesi ile.

***
Eskiden kahve de mangalda pişerdi. Cezve misafirin yanında ateşe sürülürdü. Yavaş yavaş kabarması beklenirdi. Üç defa kabartılır ve kallavi (kocaman) fircanlara boşaltılırdı. Kahvenin köpüklüsü makbuldü.

Dedebabanın evinde mangal hep salonun ortasında dururdu.

Bir gün, çocukluk işte, her iki ayağımı da mangalın kenarına dayadım.

Eminim büyüklerim yapmamam için ikaz etmişlerdir. Ama hangi çocuk büyüklerinin sözünü dinlemiştir ki. Ben de dinlemedim.

Ve mangal devrildi.

Sıcak kül olduğu gibi ayaklarımın üzerine kapandı.

Çok büyük bir acıydı.

Izdırabı aylarca sürdü.

Lekesi yıllarca.
Dedebaba
Nizamettin Öktem (1881 - 1936)
Eşi Sabriye Öktem (1890 - 1931)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme